Hey ahbap, bilir misin sevdanın hikayesini, anlatayım mı?
Söylesene, cümlemin sonu nasıl biter?
Hangi yolda pusulamıza kan damlar?
Bilmezsin, nereden bileceksin ki...
Griye çaldı mı denizin mavisi sende?
Düşen yapraklardan kaç tanesi avcunda öksüz kaldı?
Başım alıp gitsem bu garip diyardan,
Zaman geçmez oldu, durdu be gülüm.
Toprak tene küskün, ruhum ahuzarda,
Can suyum çekildi, kurudu gülüm.
Yokluğunda kor olup tütüyor sevdan,
İlmek ilmek ruhuma işliyor zulüm.
Severdik onunla sevmeyi,
Kafamızda ışıklar yanardı, alırdık kalemi kağıdı,
Başlardık yazmaya gündoğarken, seviyor sevmiyor seviyor sevmiyor,
Papatyaların yapraklarında düşlerimize sığınırdık.
Gülüşünün kılıçtan daha can alıcı olduğunu anlatırdım,
Saplardı göğsüme acımazdı, acıtmazdı hiç.
Gidiyorum! Ay kızıl, gök gri, gün sancı,
Hoşça kal beyaz güvercin, mor sümbül, hoşça kal.
Amansız, zamansız, imansız mavi;
Gidiyorum! Ay kızıl, gök gri, gün sancı.
Tükeniyorum ağır ağır, üşüyorum,
Yol uzun, yol hoyrat, yol can yanığı.
Kasaveti gamda biten tomurcuk,
Dertli dertli öter uçar sığırcık,
Anası tarlaya giden oğulcuk,
Sarar cigarayı çöker bir adam.
Çapası elinde çabası dikmek,
Buğdayı arpayı tarlaya ekmek,
Kapanmamış yaraların üzerine örttüğüm takvimin yaprağındaydı adın,
Bazen bir kadeh, bazen bir şiir, bazen de bir nefes,
Kimi vakitte süslü cümlelerimin sonunda belirirdin,
Yıpranmış bir azap, yıllanmış bir şarap, güzelce bir kadın.
Geceleri karanlığa fısıldardım seni, sabah olmazdı,
Tek bir hatıran küllenmiş közlerin kıvılcımı olurdu,
Iskalamışız mutluluğu; biraz ondan, biraz bundan.
Adını koyamadığım onca şiiri tüketmişiz hep.
Her satırı hasret kokan cümleler eklenmiş belleğimize;
Güneşi saklarken kaybolmuşuz; biraz yarın, biraz dünden.
Yitirmişiz ıslak kaldırımlardaki çocukların
Naif hallerini,
Gam çekip derdimi yüklendim yine,
Bana ondan gayrı derman mı kaldı?
Lanet eylemişim gittiği güne,
Dâr-ı dîdar olan canan mı kaldı?
Yoluna giz olsam dumanım tütmez,
Gayrı yandıklarım gözüme batmaz,
Hakikate namert düşmesin canım,
Mertler meydanında görülsün izim,
Dostun kelamına sızlasın sözüm,
Erdeminiz yoksa, duymayın beni.
Katar katar yollar arş-a çıkar mı?
Yolu Hak olanlar haram yutar mı?
Çivinin çiviyi sökemediği masanın enkazında uyanırdı suskunluğum;
Geceden kalan bir tutam anason, biraz da telvenin isyanı...
Muzdarip kılınmış eğri gerçekleri ele alırdım,
Sakıncalı teoremlerin gölgesine düşerdi ismin.
Hangi beyhude formülü kurgulasam, mutlak paydası yokluğun;
Mantığımın terkisinde mühürlü o tekinsiz sızın...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!