"Ceketimin cebinde kalan son bilet kadar yalnızdım,
Ve sen, o trenin hiç uğramadığı o garip istasyondun..."
Şehrin sabahında ilk dolmuşlar kalktı az önce duraklardan.
Ekmeğinin peşindeki o telaşlı adımlar süpürdü kaldırımları.
Çöpçüler topladı geceden arta kalan o sönük izleri,
Bütün kilitler açıldı, kepenkler gürültüyle kalktı birer birer.
Herkes kendi kulvarına aktı, kendi küçük kavgasına dağıldı,
Bana ise odanın ortasında devasa bir kül tablası kaldı,
Bir de tavanla göz göze geldiğim o çaresiz, o zifiri sessizlik...
Gözlerimin kenarına oturan bu ağır tortu,
Gidişinin ardından devrilen o ilk kadehin sızısıdır aslında.
Sana süslü cümleler kurmayı başaramadı bu sert, bu kaba dilim;
Sırtımı dayadığım o kentsel gürültüde,
Bir tek senin o çenesindeki küçük çukura sığınabilmiştim oysa.
Şimdi hangi sokağa sapsam bir barut kokusu,
Hangi köşeyi dönsem senin o eksilmeyen, o sinsi gölgen...
Üçüncü paketi de tutuşturuyorum şimdi o dumanlı odada,
Kibritin çakılışında bile senin o veda anındaki soğukluğun var.
Ciğerlerime dolan bu zift değil gülüm,
Senin bende bıraktığın o dilsiz heveslerin imhasıdır.
Varsın bütün takvimler üstüme gelsin,
Varsın bu çamurlu kenar mahalle bütünüyle unutsun adımı.
Ne çıkar yani batacaksa bu gemi tam da bu limanda batsın,
Olsun be güzelim, varsın bu ömür de senin yolunda harcansın...
Perdeyi aralıyorum, dışarıda gri bir gökyüzü çiseliyor binaların üzerine.
Avuçlarımda patlayan bu sancı, bir kavgadan arta kalan yara izi değil;
Senin o son cümleyi söylerken kapıyı çarpışının yankısıdır.
Kenti bir baştan bir başa turladım dün gece o kimsesiz dolmuşlarla,
Hangi büfeden bir sigara alsam, parmaklarımda senin o soğuk dokunuşun.
Biz ki cezaevi avlularında voltalarken bile düşürmedik bağlamamızın telini,
Şimdi senin o bir tek tebessümünün yokluğunda un ufak olduk bu caddelerde.
Bileklerime oturan bu kelepçe görünmezdir ama duvardan daha kalındır.
Gözlerimin altındaki mor halkalar, sana adanmış o uykusuz nöbetlerin vesikası.
Ağlamak da yakışmazdı bize, raconu bozmaktı bir bakıma şu yaralı mahallede;
Ben de dumanı ciğerlerimin en derin noktasına çektim,
Gözlerimde biriken o tuzlu damlaları boynuna görünmez bir hediye diye bıraktım.
Kafamı beton duvarlara vursam da söküp atamam artık senin o beynime kazınan görüntünü.
Çıldırasıya yandık işte, kendi kendimizi ateşe verdik bir hiç uğruna...
Kül tablaları taşıyor artık, kibrit çöpleri birikiyor masanın kenarında.
Bir duman daha çekiyorum içime, ciğerlerim yansın, varsın bu can çıksın zıvanadan.
Seni sevmek; bir uçurumun kenarında, fırtınaya karşı kibrit yakmaya çalışmaktı zaten.
Biz o kibriti yaktık gülüm, parmaklarımız yandı, canımız yandı ama pes etmedik.
Şimdi gidişin bir idam sehpası gibi dursun ortada,
Ben o sehpeye kafa tutan o son delikanlı gibi bakıyorum gözlerine.
Yitip gitsin bu ömür, savrulsun o dumanlı gecelerin koynunda;
Olsun arise, olsun be güzelim... Ne olacaksa olsun artık!
Kayıt Tarihi : 20.07.2026 10:35:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!