Aynı tohumdan olduğun
Bağbandan gizli yolduğun
Belki beraber solduğun
Güller aynı ve bir şeydir
Gönül elinde gerdiğin
Sabah rüzgârının şakaklarında bıraktığı okşanma duygusu, Mehmet Öğretmen’e Çifteharalar Köy Enstitüsü binasını gölgeler arasında ilk gördüğü, “O An” ı anımsatmıştı. Emeklilik yıllarını çok da ayırımına varmadan devirmiş, çocukları evlenip torun torbaya kavuşmuş şu “Maarif Savaşçısı” gitmiş, batmakta olan ayın el salladığı, güneşin yeni uyanan bir çocuk gibi çapaklı gözlerle kendisine baktığı o günün ilk saatlerine ışınlanmıştı sanki. Tan ağartısının verdiği izin ölçüsünde gözlerini olanca büyüklüğü ile açıp getirildiği okulu görmeye çalışmıştı tırmandık- ları tepenin tam bitti denen yerinde.
Büyük bir heyecan ve engellenemez bir merak duygusu ile başlayan bu serüven, hem kendisine hem de köylerinden seçilen diğer sekiz arkadaşına belki de dünyanın en özgün eğitim uygulamalarından birinin ilk meyveleri olma şansını getirecekti. Batının uzun bir zamana yayarak ve adeta dinlenerek kat ettiği gelişme yolunu yitirilmiş zamandan intikam alırcasına koşma azminin küçük bir parçasıydı çocuk yüreklerdeki ürperti ve heyecan. Onlar geliyordu…
'Onlar ki toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar çokturlar,
korkak, cesur, cahil, hâkim ve çocukturlar,
Bir kez kınından çekilmişti şimşek:
Göğün Sezaryen yırtıkları teyellenemedi
öfke dikişleriyle.
Yeminli mahir hekimler
el süremedi sana.
Üryandım!
Kendi türkümü yakıp ısındım
İliştiğim can kurtaran salımı kotarırken yalnızlığım
solgun parşömenlere geçirip, saklayan da yoktu zaten.
Neydeyim ki akrabayım tarihle, tanıklığım geçersiz.
Çaldı günaydın kamaştırmasından
sokakların penceresizliğini
Kapılar yaparak çocukların yaz yağmuru bakışına
Zaman taşlayan Blu Jean kahkahası birdirbir oynuyordu
büyük dünya sorunlarıyla
“Bir gerçek alemdi gördüğün ey Celaleddin, heyula filan değil…” Nazım Hikmet
“Ateş” yanıtı verilirmiş çoğu zaman, kimi de “tekerlek”. ”Tarih boyunca yapılan en önemli buluş sizce nedir? ” sorusu yöneltildiğinde. Filozofların çok yakındadır, aşinadır onlara ateş. “Su, hava ve toprakla birlikte dört temel tözden birisidir.” ile yetinmek gerek şimdi.
Ya tekerlek? Az mı kalır ondan? Üstelik, onunla boy ölçüşmekten vareste tutulacak “Kul yapısı olma “ gerekçesi ayan beyan ortada iken. Durmaksızın dönmek vardır, Mevlana ile selamlaşarak kimi… Taşıyan olur tutunanı, bazen bastığını ezip geçen bir ecel. Normalde imkansızdır: Sorgusuz,mutlu çağıldaması, her dönüşün durmaya koşan kaderi ve ve kendi yarattığı tarihin arkadan vuruşuyla… Aynı anda, aynı yerde bulunmak Burası Türkiye ise, “olmaz” ihtimalinin düşük yüzdeleri tamamen ortadan kalkar. Tarih, hiç çekinmeden “Devrim” adı verilen “İlk Türk otomobili”nin öyküsünü delil olarak koyar ortaya.
Ruhun alemlerde meraklı gezgin
cana ırak düşmüş yüzün kalmasın
Bir gülüş yanında dilsizdir belki
İçte sakladığın sözün kalmasın
Hayat kimisine dipsiz bir yarken
Yer küreyi var eden al güneş olsan
Harına aldırmam çeker giderim
Kavrulmuş bozkırda bir gölge olsan
Uzanmam şöyle bir süzer giderim
Olsan karanlığa biricik kandil
Kent kendini üfler lambalar söner
Ben inatçı pır pır sokak ışığı
Yalnız bir kör fark edip aniden döner
Dolaşıp oluruz aşk sarmaşığı
Geceyi ne ile bölüp ne ile çarpsak
Ömür törpüsünde yongadır saçım
Un ufak eyleyip geçmiş bu zaman
Emdiğim ak süt gelmiş burnumdan
Kara sakalımdan öçmüş bu zaman
Gönülden ıraksan gözden ziyade




-
Defne Akın
-
Göksu Gülbağ
Tüm YorumlarSeni çok seviyoruz keşke geri gelsen dedeciğim...
seni seviyoruz :)