Ölen sevdiklerimi gömmedim.
Toprağa sakladım.
Çünkü bazı insanlar
öldükten sonra eksilmez;
yalnızca
göz hizasından çekilirler.
Onları derine bıraktığım gün,
yeryüzü
hiçbir şey söylemedi.
Bir karınca,
ekmeğinin ağırlığını taşıyordu.
Uzakta bir tren,
hiç tanımadığı acılara uğrayarak geçti.
Gökyüzü,
mavi olmaktan vazgeçmedi.
İnsan,
kendi yasını
evrenin de taşımasını bekliyor.
Oysa dünya,
başkasının kırılan aynasına
yüzünü çevirmiyor.
Bir mezarın başında öğrendim;
toprak aşağı doğru değil,
içe doğru derinleşiyor.
Kürekten düşen her avuç,
çocukluğumdan eksilen
başka bir mevsimdi.
O günden sonra
evdeki sandalyeler
kimsenin oturmadığı yerlere bakmayı öğrendi.
Kapılar,
açıldıklarında
içeriye değil,
yokluğa ses verdi.
Pencereler ise
dışarıyı göstermeyi bırakıp
eskiden aynı odada dolaşan nefesleri
seyretmeye başladı.
İnsan,
kaybettiği kişiyi
mezarlıkta aramıyor.
Bir fincanı
rafa kaldırırken,
cebinde unutulmuş eski bir fişi bulurken,
tanıdık bir kahkahayı
yanlışlıkla başkasının sesinde duyarken
ansızın karşılaşıyor onunla.
Yokluk,
gelip yerleşen bir misafir değil;
eşyaların
gizlice değiştirdiği alfabedir.
Artık hiçbir masa
eskisi gibi dört ayak üzerinde durmuyor.
Biri görünmeden çekilmiş gibi,
hep hafifçe eğik.
Hiçbir ayna
yalnızca yüz göstermiyor.
Biraz beklenmişlik,
biraz geç kalınmışlık,
biraz da söylenememiş cümle bırakıyor
camın öbür tarafında.
Belki bu yüzden
zamanı saatlerle değil,
eksilen seslerle ölçüyorum.
Bazı günler
bir ömür kadar uzun,
bazı yıllar
tek bir nefes kadar kısa geliyor.
Sonra anlıyorum;
ölüm,
bir insanın bitmesi değil,
onun ağırlığının
geride kalanların içine dağılmasıdır.
Ölen sevdiklerimi gömmedim.
Toprağa sakladım.
Çünkü bazı emanetler,
unutulmasın diye değil,
bir gün içimizde yeniden filizlenecek kadar
derine bırakılır.
Kayıt Tarihi : 14.07.2026 12:31:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!