Yüreğin pırlanta, elmas.
İnan ki yerin hiç dolmaz.
Sensiz gönlüm mutlu olmaz.
Yaradan görür halimi.
Beni hasretinle yakma.
Kendini dünyâda bâki sanırsın
Zâlim nefsine mi hemen kanarsın
Zulme ve pisliğe her an dalarsın
Dünyâya meyletme sakın yanarsın
Yetimi hor görüp iter kakarsın
Bütün zâlimler ki toplumun habis urları
İnsanlık can çekişse olmaz hiç umurları
(14 Kasım 2005/ İstanbul)
Saatler zamanın girdaplı
sularında akar da akar
hiç geri dönmemecesine
Zaman gemisinin rotası
bellidir yol alır her dâim
müphem geleceğe
Giderken mezara her gün dört nala
Doymaz o aç gözün yığınla mala
Sırtını dönersin dine, kutsala
Topraklar doyursun doymaz gözünü
Hırsın ateşiyle kor gibi yanarsın
Yandı mı lambalardan kırmızı
Pek de zorlar tükenen sabrımızı
Ha yandı ha yanacak derken sarı
Arkadan basarlar hemen kornaları
Yanıverir hasretle beklenen yeşil ışık
Haydi ne duruyorsun bas gaza
Gün gelir tükenmez denen
kalemler bile bir gün
tükeniverir ansızın
İnsan hayâtı da bir
tükenmez kalem misâli
Gün olur bitiverir
Hey gözünü sevdiğim İstanbul
Ucu bucağı olmayan koca şehir
Önce; taşın, toprağın altın dedik geldik sana
Sonra; taşını, toprağını çevirdik hep betona
(29 Aralık 2006/ İstanbul)
Çalınır tatlı bir ezgi
ruhumun ıssız sokaklarında
En sihirli sözcükler dalgalanır
kor gibi yanan dudaklarında
Bir bûse yer etsin
al al olmuş yanaklarında
Tâze bir bahar yeli gibi esip girdin gönlümüze
Nice güzellikler kattın dünümüze bugünümüze
Hep neşe ve mutluluk getirdin sazımıza sözümüze
Yeni bir gelin misâli süzülüp girdin yüreğimize
Sana hep gıpta ile bakar sevgi dolu gözler




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!