Zümrüt Yamaçlarına dağın
Yaslanmış benim köyüm
Gelirken bir gün uzaktan
Beyaz minaresini gördüm.
Kıvrıla kıvrıla giden yollarda
Delici bakışları küçük gözleri
Kırışıklarla dolu yüzünde
Ortaya çıkıyor sivri dişleri
Zalim tebessümüyle
Ben bu şehrin arasında
Belki de arastasında
Kuyruk bitmez sırasında
Lokma yerdim haberim yok.
Üşenmeden sayfalarını
Birer birer
Çevirdi de çevirdi akşamın karanlığında
Bulamadı Arif
yoktu lugatında
“bi vefa”
Esiriyim günlerin hep hamiyyetten
Dersen haline bak, asabiyyetten
Seni çılgınlar gibi sevsem de ne fayda
Tek kelime söyleyemem mahcubiyyetten.
Ellerim ayaklarım serbest ama ben bir mahkumum
Suçum seni sevmek cezam pranga kürek
Seni beklemeye yollarını gözlemeye
Ve acı çekmeye
Mahkumum mahkum
Mahzun ve boynu bükük
Kalbi kırık,aşkı büyük
Onu bir anlayanı yok
Çaresiz, içe dönük.
Kapısında duruyor el pençe divan
Bükmüş boynunu da yere bakıyor civan
Bekliyor hasretle üstadın sözlerini
Günlerdir gözlediği Makam- ı Âlisini
Ne manyetizmadır ne de ispirtizma
Uzattı baş parmağını ileriye
Çattı kaşlarını, emretti sert sesiyle.
Ağzı açık ve şaşkın seyretti hayranlar
Dediler hep birlikte,
İşte Karizma.
Uzak dağların başındaki ak
Ne kadar da vakur duruyor bir bak
Deme artık bahar onun nesine,
Güller gibi pervane, vurgundu ateşine




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!