Suların Senfonisi Şiiri - Kasım Kobakçı

Kasım Kobakçı
4760

ŞİİR


10

TAKİPÇİ

Suların Senfonisi

Okyanusun nefesi,
Öyle bir derinlik ki bu, sular aleminde.
Bir yunus gibi, dalgalarda zıplamak;
Karanlık diplere inmektir, kimi zaman.
İşte burada, suya dal bakalım;
Dur da, biraz diplere in diyorum ruhuma.
İnecek ne var,
Yüzmüyor muyuz sanki?
Diye soracaksın belki.
Evet yüzüyoruz, hepimiz de yüzüyoruz.
Hangimiz dalabiliyor ki,
Kendi koyuna, kendi girdabına?
Hangimiz sıçratabiliyor, kendi köpüğünü?
Kaptanın belirlediği rotayı,
Kılavuzun istediği yönü,
Tayfanın arzuladığı seyri,
Kıyının beklediği, akıntıyı izliyoruz.
*
Çırpınıp kurtulamazsın, çırpınıp sıçrayamazsın.
Yüzersin varamazsın, dalarsın çıkamazsın.
Sürü gibi güdülmekteyiz, balıkçıların elinde,
Yem gibi, oltamızı çeken başkaları.
Bir anafor gibi, döndükçe büyüyor,
Daraldıkça, içinden çıkmak güçleşiyor.
Hele bu misinalarla, bu kancalarla, bu ağlarla,
Yüz yüzebilirsen.
Eh, faniyiz ya nihayetinde.
Bırakalım yüzemediklerimizi, aşamadıklarımızı,
Bırakalım diğer sürülere.
O da olmazsa mercanlara.
İdrak edelim,
Sığ sandığımız suların,
Aslında, nice uçurumları barındırdığını.
Dalınması gereken yere, dalmamanın hata,
Ve boşa çırpılan yüzgeçlerin, ziyan olduğunun,
Farkına varalım.
*
İmgelerin akıntısı,
Öyle bir girdap ki bu, denizciler dünyasında.
Engin mavilik?
Evet,
Böyle bir seyrüseferi, kimse çizmedi bize.
Bir harita karesine mi sığmaktır,
Engin mavilik?
Bir martı gibi, köpüklerden uçmak
Bir mercan gibi sessizleşmek,
Gizemli inciler taşımaktır, kimi zaman.
Kendini okyanusa vurmaktır, engin mavilik.
İşte burada, demir at bakalım;
Dur da, biraz yosun tut diyorum tekneme.
Tutulacak ne var,
Açılmıyor muyuz sanki?
Diye fısıldayacaksın belki.
Evet açılıyoruz, hepimiz de açılıyoruz.
Hangimiz yelken açabiliyor ki,
Kendi fırtınasına, kendi mehtabına?
Hangimiz yansıtabiliyor, kendi yakamozunu?
Reisimizin belirlediği rotayı,
Kılavuzun istediği yönü,
Limanın arzuladığı vakti,
Deniz fenerinin beklediği, çizgiyi izliyoruz.
*
Ağlara dökmek istediğin, sayısız denizkızı,
Uzanıp tutamazsın, uzanıp dokunamazsın.
Dalarsın bulamazsın, bakarsın göremezsin.
Sürü gibi çekilmekteyiz, akıntıların elinde,
İstiridye gibi, incimizi çalan başkaları.
Bir tayfun gibi, döndükçe büyüyor,
Büyüdükçe, içinden çıkmak güçleşiyor.
Hele bu lodoslarla, bu poyrazlarla, bu fırtınalarla,
Yüz yüzebilirsen.
Eh, aciziz ya nihayetinde.
Bırakalım yüzemediklerimizi, aşamadıklarımızı,
Bırakalım diğer gemilere.
O da olmazsa martılara.
Biz dönüp duralım,
Kafiyeli sularla, vezinli sular arasında.
Ya da idrak edelim okyanusun şiirini;
İdrak edelim,
Durgun sandığımız denizin,
Aslında, nice canavarları barındırdığını.
Yelken açılması gereken yere, açmamanın hata,
Ve boşa çekilen küreklerin, ziyan olduğunun,
Farkına varalım.
*
Dalgaların raksı,
Öyle bir coşku ki bu, sular krallığında.
Böyle bir derinliği, kimse göstermedi bize.
Bir dalyan çitine mi sıkışmaktır,
Bağımsız umman?
Bir uçan balık gibi, havayı yarmaktır;
Bir pisi balığı gibi gizlenmek,
Sırlı hazineler saklamaktır, kimi zaman.
Kendini sulara salmaktır, bağımsız umman.
İşte burada, çapayı at bakalım;
Dur da, biraz dibe çök diyorum çapama.
Batmıyor muyuz sanki?
Diye titreyeceksin belki.
Evet batıyoruz, hepimiz de batıyoruz.
Hangimiz sıçrayabiliyor ki,
Kendi uçurumuna, kendi deryasına?
Hangimiz şakıyabiliyor, kendi maviliğini?
Avcımızın belirlediği sınırı,
Tüccarın istediği cinsi,
Alıcının arzuladığı tadı,
Tezgahın beklediği, şekli sunuyoruz.
*
Sulara çizmek istediğin, sayısız yakamoz,
Çırpınıp parlayamazsın, çırpınıp aydınlatamazsın.
Yanarsın sönemezsin, sönersin yanamazsın.
Sürü gibi sürüklenmekteyiz, trol ağlarının elinde,
Denizyıldızı gibi, kollarımızı koparan başkaları.
Bir hortum gibi, emdikçe büyüyor,
Derinleştikçe, içinden çıkmak güçleşiyor.
Hele bu zıpkınlarla, bu kancalarla, bu tuzaklarla,
Kaç kaçabilirsen.
Eh, tutsağız ya nihayetinde.
Bırakalım yırtamadıklarımızı, koparamadıklarımızı,
Bırakalım diğer balıklara.
O da olmazsa dalgalara.
Biz dönüp duralım,
Ya da idrak edelim dipsiz maviliği;
İdrak edelim,
Sessiz sandığımız suyun,
Aslında, nice çığlıkları barındırdığını.
Yüzülmesi gereken yöne, yüzmemenin hata,
Ve boşa yutulan suların, ziyan olduğunun,
Farkına varalım.
*
Pulların parıltısı,
Öyle bir ahenk ki bu, mercan resiflerinde.
Özgür deniz?
Evet,
Böyle bir enginliği, kimse anlatmadı bize.
Bir cam fanusa mı sığmaktır,
Özgür deniz?
Bir kılıç balığı gibi, suları yarmaktır;
Bir denizatı gibi salınmak,
Derin sükunetler taşımaktır, kimi zaman.
Kendini akıntılara bırakmaktır, özgür deniz.
İşte burada, solungaçlarını aç bakalım;
Dur da, biraz oksijen al diyorum kanıma.
Alınacak ne var,
Solumuyor muyuz sanki?
Diye kabaracaksın belki.
Evet soluyoruz, hepimiz de soluyoruz.
Hangimiz yüzebiliyor ki,
Kendi mağarasına, kendi akıntısına?
Hangimiz saçabiliyor, kendi incilerini?
Sahibimizin belirlediği yemi,
Seyircinin istediği dansı,
Çocuğun arzuladığı rengi,
Camın beklediği, yansımayı sunuyoruz.
*
Suya dökmek istediğin, sayısız damla,
Yüzersin kaçamazsın, dönersin duramazsın.
Sürü gibi sergilenmekteyiz, cam duvarların ardında,
Süs balığı gibi, değerimizi biçen başkaları.
Bir girdap gibi, yuttukça büyüyor,
Küçüldükçe, içinden çıkmak güçleşiyor.
Hele bu filtrelerle, bu motorlarla, bu ışıklarla,
Yaşa yaşayabilirsen.
Ama dibe çökmenin, yolunu bulmuşuz biz bunda da,
Eh, tutsağız ya nihayetinde.
Bırakalım kıramadıklarımızı, aşamadıklarımızı,
Bırakalım diğer canlılara.
O da olmazsa kumlara.
Biz dönüp duralım,
Ya da idrak edelim gerçek okyanusu;
İdrak edelim,
Berrak sandığımız camın,
Aslında, nice zindanları barındırdığını.
Aşılması gereken bendi, aşmamanın hata,
Ve boşa çırpılan kuyrukların, ziyan olduğunun,
Farkına varalım.
*
Suların senfonisi,
Öyle bir beste ki bu, nehirlerin yatağında.
Taşkın şelale?
Evet,
Böyle bir çağlamayı, kimse fısıldamadı bize.
Bir baraj gölüne mi sığmaktır,
Taşkın şelale?
Bir somon gibi, tersine sıçramaktır;
Bir alabalık gibi direnmek,
Asi köpükler taşımaktır, kimi zaman.
Kendini yatağından taşırmaktır, taşkın şelale.
İşte burada, bir girdap ol bakalım;
Dur da, biraz derin oy diyorum yatağıma.
Oyulacak ne var,
Akmıyor muyuz sanki?
Diye köpüreceksin belki.
Evet akıyoruz, hepimiz de akıyoruz.
Hangimiz dökülebiliyor ki,
Kendi vadisine, kendi deryasına?
Hangimiz yaratabiliyor, kendi çağlayanını?
Mühendisin belirlediği eğimi,
Çiftçinin istediği suyu,
Değirmenin arzuladığı hızı,
Toprağın beklediği, sızıntıyı sunuyoruz.

Kasım Kobakçı
Kayıt Tarihi : 12.08.2026 13:20:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!