SÜKÛTUN AVAZI
Gönül heybesinde birikir, söylenmemiş binlerce kâlem;
Ne sitemdir bu hâlimiz, ne de dünyaya bir elem.
Bir teselli ararız elbet, bazen bir tınıda, bazen bir seste;
Ruhun o dar kafesinde, alınan her titrek nefeste.
Bizimkisi bir derviş sabrı, bir garibin iç çekişi;
Görmezden gelmektir bazen, feleğin o ters gidişi.
Yarayı sarmak değil niyet, yarayla ünsiyet kurmak;
Zordur elbet fırtınada, böyle dimdik, vakur durmak.
Eskimiş bir levha gibi, tozlu ama kıymetli her hâtıra;
Sığmıyor ne bir şarkıya, ne de yazılan şu satıra.
Makamımız hüzün olsa da, başımız her dem âli;
Biz bir ömür böyle sevdik, bir meçhulün hayali.
Şimdi sükût vaktidir; dilde mühür, kalpte bin bir esrar.
Bu fâni dünya içinde, asıl olan o sonsuz ikrar...
Kırma gönül şişesini, her parçasında bin güneş saklı;
Biz böyle öğrendik hayatı; hem dertli, hem de haklı.
Vuslatı beklerken gönül, her dem taze bir bahardır;
Zâhirde sükût etsek de, bâtında büyük bir âh vardır.
Mürekkebimiz dert olsa da, mısramızda huzur kokar;
Nûrferah bir muştu gibi, şifâmız bu haktan çıkar.
Kayıt Tarihi : 29.03.2026 21:09:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!