Sükûtun Arşındaki Yolcu Şiiri - Dem Bu Dem

Dem Bu Dem
4

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Sükûtun Arşındaki Yolcu

Zamanın nasırlı avuçlarında ufalanan bir ömürdür bu; ne dünü tam yaşayabildim, ne yarını kucaklayacak takatim kaldı. Ruhumun sarkaçları, iki uçurumun arasında, isimsiz bir boşluğa emanet. Bir yanım vuslatın hararetiyle yanarken, diğer yanım ayrılığın zemherisinde buz kesmiş vaziyette... Ben, kendi iç dünyamın dehlizlerinde, ne burada ne orada, sadece araftayım. Sesim, yankısı olmayan bir vadide sönüp giderken, kelimelerim bir şairin son nefesi gibi titrek ve vakur.

Bakışlarımı gökyüzünün kurşunî örtüsüne diktim; kalbimde Yakub Aleyhisselam’ın o bitmek bilmeyen, sabrı bile terleten bekleyişi. Kenan ilinde bir Yusuf’u beklemek değil benimkisi, kendi ruhumun kayıp parçasını, asırlardır süren o büyük sükûneti beklemek. Gözlerime inen ak perdenin ardında, sadece O’na malum olan bir yangın var. Titreyen ellerimi semaya, o sonsuz rahmet kapısına açtığımda, dilimden dökülen ne bir şikâyet ne de bir sitemdir. Sadece bir teslimiyetin sessiz çığlığı yükselir arşa: "Ben acımı ve kederimi ancak Allah’a arz ediyorum." Zira kulun kula vereceği teselli, bir yaraya tuz basmaktan öteye geçmez; biliyorum ki yaranın sahibi, şifanın da mutlak sahibidir.

Karanlık bir gecenin tam ortasında, kadim bir hikâyenin satır aralarında buldum kendimi. Bir Hadis-i Şerif’in nuruyla aydınlandı, zifiri karanlığa bürünmüş patikalarım. "Aşkını gizleyip, iffetini muhafaza ederek, sabredenin günahlarını, Allahü teâlâ affedip Cennetine koyar." İşte o an anladım ki; sevda dediğin sadece yanmak değil, yandığını belli etmeden küle dönmektir. Sırrını kalbinin en derin mahzenine gömüp, üzerine iffetin kilidini vurmaktır asıl kahramanlık. Dil sussa da gözyaşının lisanı vardır ve o lisan, sadece Yaradan tarafından okunur. Bu yol, belki de yeryüzünün en engebeli, en çetrefilli güzergâhıdır; ama sonu sonsuzluğa açılan bir kapıdır.

Herkesin bir fikri var hayatıma dair, herkes kendi penceresinden bakıyor harabeme. Oysa benim içimde, kalmaktan ziyade, uçsuz buçaksız sahrara doğru süzülüp gitme arzusu hakim. Bir korkunun esiri değilim ben; sadece, üzerime çöken her yeni günün, ruhumda yeni bir yıkıma gebe olmasından ürperiyorum. Defalarca kaldım o soğuk, o dilsiz enkazların altında. Her defasında, parmak uçlarımla kazıdım karanlığı; tırnaklarımla tutundum hayata ve mucizevi bir güçle yeniden doğruldum. Lakin bu kez... Bu kez dizlerimde derman, ruhumda o eski direnişten eser var mı, meçhul. Yaşayan bir ölü gibiyim artık; bedenim sokaklarda bir gölge gibi dolaşırken, ruhum çoktan başka iklimlerin rüzgârına kapılmış.

Yine de, bu viran gönlün kuytu köşelerinde, kurumaya yüz tutmuş bir fidanın son can suyu gibi duruyor umut. Bekleyişim, bir saatin kum taneleri kadar düzenli ve bir o kadar da hüzünlü. Ben sadece bir kavuşmayı değil, kendimi sende bulmayı arzuluyorum. Belki bir akşamüstü, yağmurun toprağa düştüğü o kutlu anda, ya da tan yerinin ağarmaya başladığı o en kimsesiz vakitte... Bir gün, bu araf sona erecek; ya toprak bizi bağrına basacak ya da vuslatın o eşsiz baharı gönlümüzde çiçek açacak.
Ey gönül! Sükûtun da bir ibadet olduğunu bilerek bekle. Zira en güzel şiirler, henüz yazılmamış olanlardır ve en büyük vuslatlar, sabrın imbiğinden süzülüp gelenlerdir.
Şimdi söyle ey kalbim; bunca ağır yükün altında, son bir defa daha kanatlanıp o eşsiz ışığa uçmaya var mısın?

Dem bu dem
20.02.2026 / 19.26

Dem Bu Dem
Kayıt Tarihi : 20.2.2026 19:26:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!