Bu son cenaze namazı.
Saf tutun insanlar saf.
Hatta sıklaştırın iyice.
Bir an önce defnedelim,
İnsanlık denen medeniyetsizi.
Evrim geçirdik ya.
Kuşlar ağaçlarda,
Ağaçlarda yuvalar,
Yuvalarda yavrular.
Yavrular çok küçük,
Yavrular çok güçsüz.
Yarına hazırlanıyorlar.
Kızıldı saçları.
Güneşin doğumuna gebe gökyüzü gibi,
Yüzündeki hüzün.
Gözlerindeki keder yaşlandırmış gibiydi.
Henüz yirmi beş bilmediniz yirmi sekizindeydi oysa.
Onu ilk omzumda ağlarken tanıdığımda,
Ne ölmeli bu gece güneş doğmadan,
Ne uyumalı yare sarılmadan.
Ne gece boğacak sabahı,
Ne kollar saracak havayı.
(ANKARA 04 EKİM 2004 11:30)
Kurallarım var gülemem.
Kurallarım var gül diyemem.
Kurallarım var sevemem.
Kurallarım var sev diyemem.
Kurallarım var ağlayamam.
Kurallarım var ağla diyemem.
Laciverttir ihanetin rengi.
Gecenin sabaha dönmez yüzü
Dil sussa da, ten duyar fikir kaçar,
Söze gerek yok zaten.
Tutkular bağlar çıkışları,
Kollarda aşk,
Kuyruğundaki işaretle güneşe yürüdüm gecede
Aysız gecedeki ışık oldu kuyruğun takıldım
Sessiz kulağımdaki şiirsi mırıltıların kulağımda
Sonsuz karanlıktaki ışık huzmesi gibi kapıldım
Gülümsemeni gördüm yağan yağmurun izlerinde
Seni bekledim karanlığında tüm gecenin
Beklediğim bir mırıltı ile gelişindi
Bir mırıltı sen demekti
Mırıltı yoktu sen de yoktun
Ve ben tüm gece bir mırıltıya muhtaçtım
Ne diye söyle,
Bu kavga niye?
Kime karşı,
Ve neyle?
Mutlu yaşamak varken,
Sevmek varken,
Gençliğim bir geminin limanlarda bıraktığı yükleri gibi,
Arkada,
Ve uzak.
Oysa ne yakın gençlik hatıralarım.
Ne kadar yakın ilk öpüşmeler,
Heyecanla yapılan ilk dans,
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!