Hürriyet avuçlarımızda
Pirinç tanesi...
Gökyüzünde bir çift kanat...
Heyecanlandırır çoğu zaman
Bu radyoda çalan
Yasaklı marşlar
Ah be kardeşim ah
Nasıl aldandın zalime
Baldan tatlı zulmüne mi
Kalem tutan ellerine mi
Hangi vakit düştün
Bu hain tuzağa
Sadece şiirlerle konuşurum ben
Severim bulutlara saklanan
yağmur damlacıklarını
Örterim üzerime gökyüzünü
Ve her gece bir başka yıldızla sevişirim
Şiirlerden yalnızca onlar anlar diye
Elveda bir yıla daha
yaşamın kıyısında tuzla buz olan bir hikayenin küllerinden
yeniden doğmaya...
Bir dönüşümdür kızıl yaprakların rüzgarlarla sevişmesi
veda ettiyse ağaca
Faili meçhul
Yalnızlıklar yakıştı bana
Yokluğunda her gece
Senli tomurcuklar doğurdum
Güller nergisler leylaklar kıskandı
Artık bulamazsın tavan arası kokan mektupları
Kalem yazarken zorlanıyor da
Ya tutan ellere ne demeli
Bir fincan kahvenin hatırı
kalmamış
Azrail kapıda trampet çalarken
Dağlarımı zirvelerimi
ayak izlerimi çaldınız
onu geri verin bana
Gökyüzümü bulutlarımı
umutlarımı çaldınız
Sabahın ilk ışıklarıyla
Zamanı durdurupta
Dağlara çöken sis gibi
Koynuna girsem
Kucağına bıraksam
İnsanları zehirleyen şarkıları
saklı şarkıları dinledim bugün
Hepimizi sırtından vuran hain şiirleri okudum
Sonra uçsuz bucaksız kuytularda açan çiçekleri düşündüm
Denizin üzerine doğan güneşi ayı
parlayan yıldızları düşündüm
Düşünsene avuçlarının arasında
Üşümüş boynu bükük bir gelincik
Ayaklarının altında nilüferlerle
Bezenmiş bir göl.
Düşünsene bir kere
Ay dolunay olsun vursun dalgalara




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!