Demiyorsa ki hak adalet sifir toleranstir ne kadiya ne hakime
Kirpigin ne göz payinadir, ne kasina gözüne gamzesine alim calimlarin
Üstüne kar yaginca bu da senden ey güzel mevlam
Düsür de birgün kalkamazsam ücgün yatak dördüncü gün al götür
Yol senden yol sana
Kuslar cicekerin ayazda acikta kalan kol kanatlari gibi
Dumanalti yahut kalburüstü
Halat cekip poz vermeye dura gide düzenli düzensiz bozgun
Sert tavir
Bol gürültü
Mahluk bakis
Manyak durus
Denize ağ atıyordu yağmur altında kadının biri
Oltaya gelecek ne varsa toplayıp avucunun içine almak için
Şurada bir yerde kavisli çakım olacaktı deyip söyleniyordu efkar kasırgasına yakalanmış fırtına kuşu
Ele avuca sığmaz şanssızlığın böylesini postahanelere bırakıp savuşturmaya
Kıvranıp dönüyorduysa da gün boyu sabah dokuz akşam beş
Gün nasıl doğar ve nasıl biter batar güneş anlayıp bilmeden
Eceli gelen gidiyor
Hakkin rahmetine kavusturduk cok sükür diyenlerin acilari ve agitlariyla
Beyaz camli numarali gözlüklere ciy düsüren bir ilk bahar sabahi gibi
Kondugu dallardan ucusan kuslarin bilinmedik seslerden cagrisi gelene
Ve yarin denen öte diyara
Topraktan sofra kuruyordu, tenceresi tavasi tastan kayadan olan
İnsan dediğin
Hep kendine bakıp gözetenlerden elini bulaşmasını takibini ilgisini çekmesine sıyrılıp kurtulmak isterken her şey henüz emekleyerek adımladığı yere yakın yerdedir ve ona herkes ve her şey bir an önce oraya büyümeyi çırpındığı kendinden yukarı yüksek büyük sorunsuz durgun dengede görünür.
Fakat oraya varıp ulaştığındaysa hasta sayrı yorgunlarında bir gün iyi bir gün ağrı sancı ve dinmek bilmeyen sızlanmalarla, oralardan ömür eskiyip geldiği her şeyin erişilmez uzak göründüğü geçmişin … ve yıllardan aşağılara bakar vaziyetin özlem ve hasretiyle gün sayıp duruyordur ecele.
Kundakta çocukluğunu ve ölü hayatını bırakarak, şuncacık kalbi avuçlarının içinde acı çekmeye rehin; ve bedeninde ruhunda bağıran çağıran gürültülerin boğduğu kuru laflarla dolu yalnızlık hücresinin kaçacak hiç bir yeri kalmamışlıklarla gelişip büyüyen sorunlu travmalı karmaşaya terkedilmiş insanlığa duyup sızlayacak hiç bir saygın ve etkin sezgisi hissi anlayışı paylaşımı algısı itibarı yakınlığı duygusu düşüncesi damarı işleyip çalışmayan sosyal sanal ve soyut mezarlıktaki…
Pusulasız
Parolasız
Islık seyrine kolkaçak
Yorgun binalardan yükselen tiryaki dumanlar arasında mesaisini bitirmiş sığırcık sökünü
Gün kararmaya yakın paydos eden günlük yevmiyesini yarına bırakan duraklar
Kaldırımlar
Yokusun bir yerinde konar göcer merdiven
Yoruldum desen deli esintiler hancisidir sus dinlemez söz duymaz
Topragina dönen yagmurlar misalidir gönlün ey benden kopup giden ciglik
Seni savsam firardan firara
Belli ki calinan kapisinda kalbimin derdi yükü sanadir deyip
Postasiz pusulasiz yanik yarada
Kapıyı açmışsın ki yüzüne dolan masmavi gökyüzü ve güvercin
Soğuk mermerden
beter bulutlu beyaz
Vakti Yerinde olmayan hiç kimseyi çağırır gibi devri daim kum saatin
Hani belle ki ambarda darı
Kapıdaki gocuk
Sordunsa söyleyim…
Bu kendi icine susan yellerde aradigim cigliklardir dünden
Her gelip gectiginde aklini yagan yagmurlar ve soguyan bulutlarla büyüyen
Maabeyindeki serpenek neyse koruktaki yeseren ayni gögerti
Üstüne dünya kanatlanip sinmis bir gölgenin ceyiz ve cöregiyle
Bazan bir avuc dut kurusunda
Cahil caginda
Gürgenlikte,
Sedir fidanliginda, ceylanlarla oynasirken keven dikenleri
Penceredeki gaz yagi tenekesine ay cicegi büyütürmüs
Günes dolsun diye sazin kemanina genc kizligindan olma püsküller baglayan
Ütü yapar




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!