Bozuk bir saate sinmiş susmuş
Pervane dönüyor dünyanın damında rüzgar
Bazan sert vuruyor usturadan kara yel
Baza pamuk şekeri satıyor sanki çarşı bazar ince eteklisinden genç kız edası
Nazlı bir tebessüm büyüyor
Bugün de leylak rengine Ege denizinin topuklu ökçesi ve kayıklı sefası
Ekmege suya sevgiye saygiya boya badana yapar gibi
Sözün sazin siirin yazinin sanatin
Özü esasi samimiyeti yok herseye muhtac muhtesemlik viranesi mi
Yoksa akli fikri sözü özü ekmegi suyu ta kendisi insan…
Buldugu her güzellige gözü gönlü acik ve zengin
Doymus kanmis dünya tokluguyla sen veya ben mi..
Ben de diyorum ki, ilk ciceklenen kardelenler essiz benzersiz bir piyesin salonsuz sahnesiz perdeler acilisini sarilara boyanmis mavilere süslenmis munduran ayazlarinda hayatin güzellik nefeslenen kan damarina, can suyuna, ask yoluna ve deli divane yüregine bakip gülümseyip göcüp gidecek kadar cildirasi tutkunun nedir neresidir SIRRI HIKMETi, demiyorum bile. Sormuyorum bile…
Cünkü kisa adimlarla uzun yolculuklari nazli tutkulardan naik ve ince mevzulara iletip götürüp aralayip acan saglam kapilarin, dayanikli topraklarina düsmesini bilen cemre damlasidir, seslenip konusmasini bilen dildir, yakinlasmasini dokunmasini ilismesini sevmesini paylasmasini kaynasmasini bilen saygin bilgin yetkin olgun zerafet ve sanattir, ilminde huzurunda sonsuz sökünlere kendi fedakar varligindan devami gelecek olan tüm güzelliklerin ismini cagirip davetini cikaracak olan.
Hep kaybeden ve yenilmislik duygusuyla itile kakila gün yüzü görmeye geldigi hayatin hic bir yerinde yasanilir huzurun besleyip barindirdigi siginak bulamayan insanlarin, kovulup sürgün edildigi hic bir yeri kalmamisligini birbirinin yoksul-sefil poyrazina sokulup saklanarak, büyük kentlerin en görünür ve en görünmez heykelleri gibi donuk, kimiltisiz, cansiz, haraketsiz ölü bedenlerinde görünüsleri hüzün, giysileri harabe, bedenleri sarkik, dallari düsük, omuzlari inik, benizleri soluk, ifadeleri kesat, sesleri soluklari sagir dilsiz kesik sessiz son yazisi okunmayan bir mefta gibi , köselerde siselerde dökün sacin bom bos bakislarda sallanip dururlarken…insan yerime dokunur, sorar, siziiim sizim yara bere kanar.
Gülüm dikenin olmasa…
Acin agrin gurbetin hasretin olmasa var ya sevgilim
Balin hükmü nerden goncanin hükmü kime
Sevgilim silan seyrin olmasa bu ayaz böyle yangin tümden küldür
Iste bu derde derman saran yerdensin
Asksin sevgisin ömrümün yurdusun özümün bahti bahtiyarligisin
Kimseyle
Saygınlık seviyesinden aşağılara bulaşıp düşüp dalaşmadan
Kimseyi kibir kahır kapris hırs nefret ve öfke sarmalına sürükleyip rencide rezil rüsva etmeden
Mahremlerine sızıp kurcalayan karıştıran saldırganlıklarda bulunmadan
Kimseyi ezmeden
Kimseye ezilmeden
Kezzabina lükstravoltalardan
Aslina bakarsan gayet mantikli
Diyorlar
Ekseriyetle kaldirimdayken yuvarlanip giden kalabaliklar
Türübünde
Turnikede
Tencere düdüklü elektirikli deyip
Dibinde ne piserse pissin gönüldoyumlarina mahsus malumdur mevzu
Aslen kendisiyle yoksa kabulde gönül
Zehir sactiktan sonra ölen ari giidir….
Bal tatlisi muhabbetlikten carkedip azada
En kolayi her halde ask varken
Çok lafa luzum yok..
Hayalleri kumru kanatlarından çekilmiş
Bir talih kuşunun uçurduğu bahar dalı
Bir damlacık çağla çiçeği ve okyanusu büsbüyük
Gene bana çıkardı
Bende kalırdı lades..
İnsan dili yokken
Herşey ona üstündü
İnsan dili yokken...
Herşey adsız ve isimsizdi
Farkı yok hayvani bir hayattan kurtulmak için
Herşeyin üstüne üstüne gelen kuşatmalarından
Kibrit haliyle bir şeydi
Yakacak yer ve dulda arıyordu ayazın koynunda
Kuru canıyla gül mü neydi
Yapma etme dedimse de
Sırtını iyve yüke verdi zor rampa
Heybeleri ya alacaydı, ya çiçekler arasında çağla




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!