Şiir anlatılmaz yaşanır
Lakin çok acı çektiriyor
Çektirdiği acıya bile aşık olup
Rüyalardan firar etmekmiş
Uykusuz sabahlara dümen tutup
Rotasında yol almakmış
Adın, dilimden içime kök salarak
Dünyalara dallanıp budaklanıyor
Özüme yaz yağmurları yağdırarak
Sevdanın deryasına ulaştırıyor
Duygularım çocuklar gibi şen şakrak
Köyün girişinden yaklaşık yüz metre kadar uzakta olan tarlamıza gelişimizin bu ikinci günüydü. Sabah altı buçuk civarlarında kalkıp, kahvaltımızı yaptıktan sonra yola koyuluyorduk. Her zaman olduğu gibi eşeğin üstündeki heybemizi indirip tarlanın tırmanında bulunan ağacın altına koyduk. Babam, annem, abim ve iki ablam oraklarını alıp kaldıkları yerden ekini biçmeye başladılar.
Ben, dün çakıl taşlarından yaptığım evin üstüne, küçük küçük kırdığım dalları dizdikten sonra poşet serip toprak döktüm. Evimin toprak damı da tamamdı. Sonra bahçe yapıp, yapraklardan ağaçlar diktim. Komşum da tarlamızın bitişiğinde bulunan arıcı amcaydı. Tabii arıcı amcanın onu komşum yaptığımdan haberi yoktu. Oyun oynamak böyleydi zaten haberinin olmasına gerek yoktu. Yalnız arılarını hiç sevmiyordum. Geçen sene göz kapağımdan soktuklarında onları düşmanlarım ilan etmiştim. Vicdansızlar beni kaç defa üst üste sokmuşlardı. Hele günde iki defa soktuklarında yüzüm balon gibi şişmiş gözlerim sanki kaybolmuştu. Bu sene daha temkinli davranıp etrafımı sık sık kontrol ediyordum.
Düşüne düşüne markete gidiyorum. Kafa bir milyon. Düşünce yumağındayım. Birden ilham perisi yanıma gelip ''Düşünüp durma. Şu şu mısraları yaz çabuk'' dedi. Bende:
''Sen eve git, beni bekle. Geldiğimde bana hatırlatırsın hemen yazarım'' dedim. Niye eve gidecekmiş de zaten aylardır korona yüzünden evde kapalı kalmış da.''
''İyi tamam beraber gidelim o zaman'' dedim. Telefonu alıp sayfayı açtım, o söylüyor ben yazıyorum. Yalnız bu arada, ayaklarım yürüyor, ben telefonun içine girdim, daha doğrusu şiirin içine girdim bir yere baktığım yok. Evde de böyleyim, şiir yazıyorsam ne kimseyi duyarım, ne de kimseyi görürüm.Telefon çalsa bakmam. O kadar yani. Sanki bu dünyadan çıkıp, başka bir aleme gidiyorum. Evde, oturup yazdığım için bi' yerde sıkıntı yok. Dışarıda durum böyle olmadı. Yürüye yürüye yazmaya devam ederken, birden ağaca kafa attım. Ağaç bana bakıyor, ben ağaca. Ağaç, sinirli sinirli bakıp: ''Sen ne yapmaya çalışıyorsun, amacın ne, benim tepemden mi gideceksin markete? deyip, hım yaptı. ''Affedersiniz'' deyip kaçtım oradan. Ben, o ilham perisine sorarım. Hâlâ kafam ağrıyor.
Beyaz papatyalar da gelin olmuş
Cennet bahçesine;
Senin gibi...
Beyaz sayfalar yazıya,
Yıldızlar geceye,
Beyaz, siyaha,
Çocuk gülümseyerek helvanı yiyordu.
Keşke ben de anlamasaydım ölümü ve ayrılığı;
Ve böylesine yanmayı.
Biz iki fakir,
Yan yana iki zengin arkadaştık.
Yüreğimiz mutluluk akıtırdı gözlerimizden.
Nedir bu öfken?
Sökülüp gitmek ister gibisin.
Sağa sola savrulurken
Ağaçların-yaprakların
Denizin suçu ne?
Benim suçum ne?
Dün öldük
Bugün öldük
Yarın da öleceğiz.
Alev alev yanıyor bağrın!
Yine ağlamak düştü payımıza.
Ağla memleketim ağla.
Saçından bir tel düşse yere
Toz değmiştir diye tenine
Ah, gözyaşlarımda yıkarım
Canımdır saçıma bağlarım
Yüzüne bir solma gelmişse
Ne çok gülerdin, ne çok.
Nerede gülen bir çocuk görsem
Yüzün resimleniyor.
Ağlayarak koşuyorum ardından..




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!