Sevda Dediğin Şiiri - Hikmet Metin Çavdar

Hikmet Metin Çavdar
429

ŞİİR


8

TAKİPÇİ

Sevda Dediğin


Rüzgâr akşamları bizim sokağa da uğruyor.
Perdeyi oynatıyor,
masanın üstündeki kâğıtları dağıtıyor.
Toparlamıyorum.
Kalsın öyle.
Sen gittikten sonra
evin içi de böyle zaten.
Geçen gün pazara gittim.
Bir kadın, tezgâhların arkasında
çürümüş domatesleri ayırıyordu.
İyi olanları değil,
yenmeyecek kadar kötü olmayanları...
Bir süre baktım.
Kadın başını kaldırdı.
Öyle bir baktı işte...
“Ne bakıyorsun?” der gibi.
Bir şey diyemedim.
Ne diyecektim?
“Kolay gelsin” desem
ne değişecek?
“Allah yardımcın olsun” desem
sanki işin içinden çıkmış olacağım.
Aldım iki kilo domates.
Çürükleri de koydu poşete.
“Onları ayırayım,” dedim.
“Evde sos yaparsın,” dedi.
Eve geldim.
Sos yapmadım.
Gece oldu.
O kadın geldi aklıma.
Sonra sen.
İnsan bazı insanları
neden birbirine benzetiyor,
bilmiyorum.
Belki ikisi de
bir şey söylemeden
öylece duruyor diye.
Sen de öyleydin.
Bir şeyin vardı senin.
Adını koyamadım.
Zaten ben
bazı şeylerin adını koymayı
hiç beceremedim.
“Kal” diyemedim.
“Gitme” diyemedim.
“Beni seviyor musun?”
onu bile doğru dürüst soramadım.
Sanki sorarsam
bir şey bozulacakmış gibi.
Şimdi düşünüyorum da...
Biz neyin ayıbından korktuk?
Kimden çekindik?
Mahalleden mi?
Komşudan mı?
Akrabadan mı?
Yoksa bize
öyle çok korku mu verdiler
sevdiğimiz insanın elini tutarken bile
etrafa bakar olduk?
Bakıyorum etrafa.
Birileri birbirine küfrediyor,
kimse dönüp bakmıyor.
Birileri yalan söylüyor,
alıştık.
Birileri başkasının hakkını yiyor,
“böyle gelmiş” deniyor.
Ama iki insan
birbirini sevince
hemen bir ses çıkıyor:
Olmaz.
Yakışmaz.
Ne derler?
Ne diyecekler?
Bilmiyorum.
Ben artık
“ne derler” lafından
bıktım.
İnsan sevdiği birine
sarılırken
neden etrafına bakar?
Bunu da anlamıyorum.
Geçen hafta otobüste
yaşlı bir adam vardı.
Ayakta duruyordu.
Yer verdim.
Oturdu.
“Sağ ol evladım,” dedi.
Hepsi bu.
Ama eve gelene kadar
o iki kelime
aklımdan çıkmadı.
Belki sevda da
böyle bir şeydir.
Birinin yükünü
birkaç dakika olsun
hafifletmek.
Bir ekmeği bölmek.
Üşüyene mont vermek.
Gece kapıyı açıp
“Geldin mi?”
demek.
Ben seni de
böyle sevmiştim işte.
Çok anlatmadan.
Elinden tutup
yanında yürüyerek.
Bazen susarak.
Bazen de
söyleyeceğim şeyi
yutkunup bırakmak...
Şimdi yoksun.
Şehir yerinde.
Bakkal yine açık.
Karşı apartmanda
aynı ışık yanıyor.
Çocuklar aşağıda
yine top oynuyor.
Hayat, insanın canı yanınca
durmuyor.
En çok buna kızıyorum.
Bir insan gidiyor,
dünya devam ediyor.
Sanki hiçbir şey olmamış gibi.
Ama sen bilirsin...
Ben hâlâ bazı geceler
kapının sesine bakıyorum.
Saçma.
Biliyorum.
İnsan alışıyor sanıyor.
Alışmıyor.
Sadece daha az konuşuyor.
Ben de öyle oldum.
Çok konuşmuyorum artık.
Ama seviyorum.
Seni.
Yanımdan geçen insanı.
Pazarda domates seçen kadını.
Eve yorgun dönen adamı.
Çocuğunun elini tutan anneyi.
Belki fazla geliyor bunlar.
Bilmiyorum.
Ama insan
birbirine biraz iyi davransa
fena mı olur?
Hepsi bu.
Ben bugün yine
pazardan iki kilo domates aldım.
Bu sefer iyilerini seçtim.
Poşetin dibinde
iki tane çürük vardı.
Çıkardım.
Masaya koydum.
Sonra öylece kaldım.
Bir süre baktım.
Nedense
atamadım.

Hikmet Metin Çavdar
Kayıt Tarihi : 31.08.2026 10:16:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!