6-AŞKIN MEVSİMİ
İlkbaharda aşk,
Yağmurdan sonra toprağın derinlerden gelen kokusuna benzer,
Henüz açmamış tomurcukların içinde gizlenen
Sabırsız bir nabız gibi atar dünya.
Birinin adını ilk kez içinden geçirmenin
Yeşil bir ışığı olur o vakit,
Bütün sokak lambaları gençleşir sanki.
Pencerelerde ince tüller dalgalanır,
Uzak balkonlardan sardunya ve ıslak taş kokusu inerdi şehre.
Sen yürürdün…
Ve kaldırımlar, ayaklarının altında Çiçeklenmeye başlar.
Aşkın ilkbaharı,
Birbirine yeni alışan iki göğün yakınlaşmasıdır biraz,
Bulutların bile daha yumuşak yüzdüğü,
Kuşların telaşla değil de sevinçle bağırdığı bir gök.
İnsan sevdiğinin omzuna bakarken
Uzun süredir kapalı kalmış bir evin perdelerini açar gibi olur,
İçeri yıllardır bekleyen ışık dolar.
Ve her şey yeniden isim kazanır...
Eller, saçlar, susuşlar,
Bir çayın buharı,
Akşamüstü pencereye düşen eğik güneş,
Rüzgârda savrulan ince bir etek sesi…
Yaz geldiğinde aşk,
Olgun meyvelerin ağır kokusuna dönüşürdü.
Geceler büyür,
Ten daha çok konuşmaya başlardı artık.
Deniz kıyısında oturup
Hiçbir şey söylemeden geçirilen saatler bile
Dolu bir şiir gibi yankılanırdı insanın içinde.
Ay, sıcak bir omzun üzerine bırakılmış gümüş bir mendil gibi dururdu.
Birlikte yürürken
Terin bile güzel bir anlamı olurdu yazın,
Çünkü aşk bazen
İki insanın aynı sıcaktan bunalmayı kabul etmesidir.
Uzun öğleden sonralarında
Cam bardakların dışında biriken su damlaları,
Dalgaların kıyıya tekrar tekrar vurması,
Uzakta çalışan eski bir vapurun sesi…
Hepsi sevmenin ayrıntısına dönüşürdü.
Bir bakışın insanı serinletebildiği zamanlardı bunlar.
Geceleri açık bırakılan pencerelerden
Yasemin kokusu girerdi içeri.
Ve insan sevdiğinin uyuyan yüzüne bakarken
Evrenin bütün yıldızlarını
Tek bir alnın sessizliğinde toplanmış sanırdı.
Sonra sonbahar inerdi aşkın üzerine.
Yavaşça, kimseyi ürkütmeden.
Önce sesler kalınlaşırdı biraz,
Kahkahaların kenarında hafif bir düşünce birikirdi.
Ağaçlar yapraklarını nasıl bırakıyorsa
İnsan da bazı cümleleri söylemekten vazgeçerdi artık.
Ama sonbahar aşkı eksiltmez…
Onu derinleştirir.
Çünkü sevmenin en gerçek hâli
Coşkunun değil, kalışın mevsimidir bazen.
Birlikte sessiz kalabilmek,
Aynı battaniyenin altında
Farklı düşüncelere dalıp yine de yakın hissedebilmek…
İşte aşkın sonbaharı budur.
Pencerelere vuran yağmurun uzun sesi,
Masada unutulmuş yarım bir kitap,
Ilık kahve fincanları,
Akşamın erkenden çökmesi…
Hepsi sevgiyi daha içli bir renge boyar.
Ve insan o zaman anlar…
Bazı aşklar çiçek değil, ormandır.
Mevsim kaybeder, yaprak döker, kararır,
Ama kökleri daha derine gider sessizce.
Kışa gelince…
Aşkın en yalnız ve en sadık yüzüdür kış.
Kar yağarken şehir sesini kaybeder,
Dünya, beyaz bir düşüncenin içine gömülür sanki.
İşte o zaman sevdiğin kişinin varlığı
Bir soba sıcaklığı gibi hissedilir insana.
Dışarıda tipinin savurduğu karanlık varken
Birinin “buradayım” demesi
Bütün evrenin yeniden kurulmasıdır.
Kış aşkı gösterişsizdir.
Çok konuşmaz.
Ama bir atkıyı boynuna dolayış biçiminde,
Üşüyen elleri ceplerde arayışta,
Gecenin üçünde hazırlanmış bir çorbada yaşar.
Birlikte susarken çıkan nefes buharında,
Camda biriken buğunun üstüne yazılan isimlerde…
Ve bazen aşk,
Tam da kış gecelerinde anlaşılır en çok…
Çünkü dünya soğudukça
İnsan hangi kalbin yanında çözülüp yumuşadığını öğrenir.
Sonra mevsimler yeniden döner.
İlkbahar tekrar gelir,
Ağaçlar yeniden çiçek açar,
Deniz yeniden parlar.
Ama insan her aşkın içinde
Biraz bütün mevsimleri taşır.
Birini severken aynı anda
Çiçek açar, terler, solar ve üşür kalbi.
Çünkü aşk
Tek bir mevsime ait değildir aslında…
O, insanın içinde
Durmadan iklim değiştiren uzun bir gökyüzüdür.
28.10.2009
Ali Fırat Dicle
Kayıt Tarihi : 20.04.2026 16:35:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!