bilir misin sevdiceğim,
en kötüsü gitmen değil.
insan gidene alışıyor.
en kötüsü,
senin olmadığın bir evde
hala sana göre yaşamaktır.
kapıyı sessiz kapatmak mesela,
uyuyorsundur diye.
gece su içmeye kalkınca
parmak uçlarında yürümek.
sonra koridorun ortasında
birden hatırlamak.
sen yoksun.
masada iki bardak var hala.
birini kaldırmaya
elim varmıyor.
çünkü bazı eşyalar
eşya olmaktan çıkar sevdiceğim.
dokunursan
hatırası kırılır.
ne tuhaf.
bir insan çıkıp gidiyor evden,
ama yokluğu kalıyor.
üstelik kendisinden daha çok
yer kaplıyor.
perdede sen,
aynada sen,
yatağın soğuk tarafında sen,
çayın ilk buharında sen.
bir tek
yanımda yoksun.
bir insan
nasıl olur da
olmadığı her yerde bulunur?
saat ilerliyor.
takvim değişiyor.
dışarıdaki insanlar
sabah olduğunu sanıyor.
oysa ben öğrendim.
bazı evlere sabah olmaz.
yalnızca güneş doğar.
çünkü sabah,
ışığın pencereye vurması değildir.
sabah,
sevdiğinin nefesini duyup
gözlerini yeniden kapatabilmektir.
gerisi aydınlık.
hepsi bu.
soruyorlar bazen
alışmadın mı hala?
alıştım.
insan nelere alışmıyor ki?
ama kimse söylemiyor.
alışmak,
acının geçmesi değilmiş,
acıya evde bir sandalye çekmekmiş.
ben de senin yokluğuna
bir sandalye çektim.
şimdi her akşam
karşılıklı oturuyoruz.
ben ona seni anlatıyorum,
o bana
dönmeyeceğini.
bazen eve girerken
hala,
ben geldim,
diyorum.
sonra kendi sesim
duvarlardan dönüp
yüzüme çarpıyor.
kimse
hoş geldin demiyor.
işte o zaman anlıyorum.
insan bazen
bir evde yalnız kalmıyor.
bir cümlenin yarısı olarak kalıyor.
şimdi anlıyor musun
neden buraya
ev diyemiyorum?
dört duvarı var.
kapısı,
penceresi,
çatısı.
her şeyi tamam.
bir tek
sen eksiksin.
ve öğrendim ki
bir evden bir kişi eksilince
yalnızca bir kişi eksilmiyormuş.
dünya küçülüyormuş.
meğer insan yıllarca
yanlış biliyormuş sevdiceğim.
ev dediğin
taştan yapılmıyormuş.
bir sesmiş ev.
bir koku.
bir kahkaha.
geç kalma, diyen biriymiş.
kapıyı açtığında
başını çevirip sana bakan
iki gözmüş.
ev,
insanın dünyada
beklendiği yermiş.
sen gittin.
ben evsiz kalmadım.
beklenmez kaldım.
şimdi aynı kapıdan giriyorum,
aynı odalarda dolaşıyorum,
aynı yatakta uyuyorum.
ama hiçbir yere
varamıyorum.
çünkü insan sevdiğini kaybedince
yalnızca onu kaybetmiyormuş.
onun yanında olduğu
kendini de kaybediyormuş.
ben seni özlerken
biraz da kendimi özlüyorum şimdi.
sen gülerken gülen beni.
sen yanımdayken
dünyayla kavgasını unutan beni.
sen buradayım dediğinde
hiçbir yere gitmek istemeyen beni.
sen gittin.
o adam da
seninle gitti.
şimdi aynada
bana benzeyen biri var.
ama ben değil.
geceleri ışıkları söndürüyorum.
eskiden karanlık olurdu.
şimdi
sen oluyor.
ve her sabah
gözlerimi açtığımda
seni yeniden kaybediyorum.
çünkü insan sevdiğini
bir kere kaybetmiyormuş.
her alışkanlıkta,
her kapı sesinde,
her boş sandalyede,
her ben geldim deyişinde
bir daha.
bir daha.
bir daha.
şimdi sor bana
nasılsın?
iyiyim, derim.
ama sakın
evin neresi? diye sorma.
çünkü artık biliyorum.
insanın evi
anahtarının açtığı kapı değilmiş.
birinin,
onun dönüşünü beklediği yermiş.
benim anahtarım hala cebimde.
kapım hala aynı kapı.
adresim bile değişmedi.
ama evim yok artık.
çünkü sen yoksun.
ve bilir misin sevdiceğim.
ben bunca zaman
en kötüsünün
senin olmadığın bir evde
sen'siz yaşamak olduğunu sandım.
değilmiş.
en kötüsü,
her akşam
aynı anahtarla
aynı kapıyı açıp
hala eve döndüğünü sanmakmış.
✍️
Mustafa AlpKayıt Tarihi : 31.08.2026 18:06:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!