Seni göremiyorum...
Saçlarına, o rüzgârın kamçıladığı uçurumlara,
Dudaklarına, o susuz çatlamış topraklara,
Ve ellerine, o zeytin dalı serinliğindeki ellere,
Dokunamıyorum.
Gülüşlerin uzakta, bir mermi ıslığı;
Gözyaşların, bağrımda faili meçhul bir
sızı.
Bir yasak kitap gibi, bir kaçak tütün gibi,
Zulamda saklıyorum seni!
Ama seni hayalimde içerliyorum...
Seni toprağın rahmindeki ilk tohum,
Seni çatlayan çekirdekteki o delice isyan,
Seni zemheride baharı müjdeleyen tomurcuk,
Yani ekmek gibi, yani su gibi, yani haysiyet gibi...
Akıyorum sana!
Yataklarını yaran hırçın bir ırmak misali,
Küllerinden ihtilaller doğuran o kadim yangınla!
Seni yaşamak...
Hasretinle demlenmek o en koyu çayın
burukluğunda;
Güzeldir, ağırdır ve namus borcudur!
Bu, koca bir denizin ortasında bağrını yırtıp
Fışkıran bir volkanın, suyun ateşe âşık edişidir.
Lavlarımın soğuk sularla çarpıştığı o devasa
buğuda,
Hem yanmak, hem donmak, hem de yeniden var olmaktır!
Seni yaşamak; balçıktan sıyrılıp yıldızlara
başkaldırmaktır.
Sen bendeki doğa ihtilali, sen evren ağrısı!
Ne kül kalır sonunda ne duman;
Sadece ateşle suyun nikâhlandığı o kutsal infilak...
Çünkü sevmek, yaratılışın o ilk patlamasıdır,
Ve hayat, bu volkanın kalbinde bir solukta
Yanmaktır!
Kayıt Tarihi : 9.08.2026 17:58:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!