Sen Diye Şiiri - Saadettin Özer

Saadettin Özer
4

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Sen Diye

Akşamın eşiğinde,
Zamanın düğümünü çözüyorum usulca.
Derin bir nefeste, yalnızlığı fısıldıyorum.
Ufukta sönen o son kızıllığın içine,
Seni yazıyorum yeniden.
Unutmak, hatırlamanın en ağır bedelidir;
Henüz susmamış sokaklar,
Henüz düşmemiş eylül yaprakları,
Ve benim içimdeki o kül bağlamayan enkazlar,
Yeniden ayaklanıyor.

Seni görüyorum bir sokağın tenhasında.
Duvarda sarmaşığın inatçı tutunuşunu,
Bir sokağın çıkmazını,
Ve yaşlı kavağın rüzgâra boyun eğişini...
Trenlerin istasyondan kopuşunu,
Yorgun tekerleklerin raylara inleyişini izliyorum;
Sanki dünya sadece gidenleri ağırlıyor.
Yolcu yolunu, gurbetçi sılaya hasretini tartarken;
Ben bir karıncanın yükündeki o ağır telaşı,
Solgun bir yaprağın toprağa sessiz vedasını,
Sana anlatıyorum bir sır gibi.

Şehre yağmur taşıyorum avuçlarımdan,
Bir güvercinin saçak altına sığınışını,
Pencere önünde unutulmuş o susuz saksıyı.
İp atlayan çocukların gülüşleri dağılırken;
Babanın yorgun omuzlarını,
Çırağın nasırlı ellerini yıkayışını izliyorum.
İnsan en çok kaçtığı yere aittir;
Kanadı incinmiş bir anıyı,
Sırf senin için,
En derin sandıklara ben saklıyorum.

Senin için topluyorum dağılan harfleri.
Bir tutam güz rüzgârını,
Birkaç damla gece nemini,
Ve aklımın en kuytu yerindeki,
O hiç susmayan çınlamayı
Göğsümde tutuyorum.
Senin adınla uyanıyor sızılar yeniden;
Kuruyan dallar bile tomurcuklanıyor,
Seni anınca.

Şiirin en eksik dizesini hissediyorum;
Kayalarda bir damla suyun asırlık sabrını,
Sonra seni hatırlıyorum;
İşte tam o an,
Bir düğüm gelip oturuyor boğazımın ortasına.
Yaranın yeri değişmez, sadece sızısı şekil değiştirir;
Dünlere düşüyor senin için,
Karanlık basıyor etrafı.
Üç yorgun yolcuya adresi ben tarif ediyorum,
Senden bir iz soruyorum,
Hiç geçmediğini söylüyorlar.

Bir hüznün ağır ağır demlenişini,
Bir sevincin kursakta asılı kalışını,
Dar sokakların ıssızlaşmasını,
Bir seyyarın boşluğa,
Sen diye bağırışını dinliyorum.
Herkes kendi uçurumundan düşer aşağıya;
Yaşlının bastonunu,
Sönen feneri, sararan ayvayı, kapanan kepengi,
Sen diye,
Ben kazıyorum aklıma.

Savrulan atkıları, şemsiyeleri ve paltoları,
Sana getiriyorum.
Çatlak toprağa düşen ilk damlaya,
Sürüden kopan ürkek kuzuya,
Üşüyen sokak kedisine bakıyorum;
Sazlıkların rüzgârla sevişini,
Nehirlerin yatağına sığmayışını,
Yıldızların kayışını izliyorum,
Sen diye.

Gecenin çöküşünü, rüzgârın ıslığını,
Terk edilmiş kırık bankları,
Vurulan bir ceylanın o son bakışını,
Soğuyan nefesleri, duran nabzı;
Hepsini, her şeyi,
Sağır edici bir sessizliğin içinden geçiriyorum.
Kavuran ayazların arasından,
Sen diye.

Mevsimler değişiyor,
Takvimler eksiliyor,
Sen diye fısıltılar geliyor kulağıma.
Sen düştükçe aklıma,
Ateş düştüğü yeri değil, kül olduğu kalbi yakıyor.
O uzun kış geceleri uzadıkça uzuyor,
Ve bu karanlık şehir,
Senin adınla susuyor.
Kaç şiir...
Kaç durak...
Kaç ömür...

Saadettin Özer
Kayıt Tarihi : 13.05.2026 12:07:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!