Bir De Senin Susuşun Şiiri - Saadettin Özer

Saadettin Özer
4

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Bir De Senin Susuşun

Bir de senin o susuşun var.
Geceyi bölen bir fenerden daha keskin,
İlk karın düşüşünden daha telaşsız
Ve şurada, sol yanımda atıyor.
Bozkırda yalnız bir alıcın gölgesinde,
Dağdan inen dumanın serinliğinde.
Ne zaman
bir trenin acı düdüğü yırtsa sessizliği,
hep senin o susuşun gelir aklıma.

Yorgun,
Eksik,
Duvarda asılı kalmış,
Zembereği boşalmış saatler gibi
Ben o akreple yelkovanın arasında
Kimsenin sormadığı eski bir adrese sürgünüm.
Ağacın toprağa inen sızısını duyarım,
ve rüzgârın kırık bir daldan özür dileyişini.

Mesafe dediğin haritadaki o ince çizgi;
Sınırları çizen kalemler, kalbi bölemez oysa.
Görünmez iplerle bağlıyken ayaklarımız,
Yan yanayken de uzaktık, hatırlasana;
Aynı denize bakıp,
Farklı gemileri beklerken...

Aşılmayan dağlardan değil korkum,
Coğrafya sadece bir teferruat.
Ben asıl içimdeki uçurumlardan ürkerim.
Bak, gölge yine uzadı;
Uzaklık dediğin ne ki?
Sen nereye gitsen,
Bende kanayan bir yarasın hâlâ.

Ne çok ihtimal var cebimde;
Biraz da yaşanmamış keşkeler...
Kendi kabuğuna çekilmiş,
Mağluplar safında, bekleyenler garında,
Sokağın kör ışığında, zihnimin en ücra odalarında;
Elimde soğumuş bir çay bardağı,
Aklımda altı çizilmiş satırlar...
Uykusuz geçen gecelerde
En çok yaptığım seferler.

Göç insanı eskitir de büyütür de;
Lakin yolda olmak, rüzgâra direnmek değil midir?
Tüm vedalar, aslında bir kavuşma provası,
Kendinden kaçıp yine kendine dönmek değil midir?
Dağılan harfleri toplayıp,
Kırık dökük cümlelerden
Koca bir roman yazmak değil midir?

Her patika aydınlığa çıkmaz.
Düşmen gerek ayağa kalkmanın tadını bilmen için;
Kaybolman gerek kendi pusulanı bulman için.
Aynı fırtınada savrulduk;
Rüzgârı farklı ama ayazı aynı fırtınada.
Çok keskin virajlardan döndük;
Sessiz, kabuğuna çekilmiş,
Kanatları içine doğru kırılmış.

Yürüdüm. Vardım. Yoruldum.
Mesafeler acımasızdı ama ben dizlerimdeki yarayı sevdim.
Dikenlere bastım, kanadım, susadım;
İşte geldim, aynı duraktayım yine.
Yolculuk; zemheri ayında yüreğindeki korla,
Aklındakilerle, heybendekilerle,
Varış çizgisine değil, adımların kendisine sevdalanarak;
Güneşe, tipiye, ihanete,
vefa borcuna aldırmadan
Sürüklenmek değil, yürümektir...

Ne tuhaftır ki omuzlarına dağlar çökmüş,
Sesin kısılmış, umudun ayazda kalmış;
Sızın kemiğe dayanmış, toprağa karışmış.
Gecen zifiri, yokuşun dik, nefesin dar...
Yine de inatla, aşkla tırmanmışsın.
Çünkü anlamışsın; ruhuna, mayana kazınmış:
Çünkü "Ateşi avucunda tutan, yanmaktan korkmaz."

Yol daralır,
Işık azalır.
O hâlde bu sitem,
bu pes ediş neden?
Sıyır karanlığı gözlerinden,
Hadi yeniden dene,
Sil baştan...
Aklındakini değil, kalbindekini pusula yaparsan
Menzil senin içindedir zaten.
Bir yaranın kabuğu kırk günde düşerse,
Kırk defa kanamalı ki insan,
Gönlündeki o anka kuşu küllerinden doğsun.

Ve hadi
Kısaltma acıyı, bırak kendi demini alsın.
Adı hasret ve sükût olsun.
Yağmurun toprağı yırtışı gibi ağla gerekiyorsa.
Şifadır biliyorsun.
Dalgaların kayaları dövdüğü gibi vursun kıyılarına pişmanlıkların.
Kaçma.

Yolculuktur heybede kalacak olan, varış değil.
Bir gün anlarsın,
Kendinle yüzleşmek en ağır faturayı kestirir.
Hüznün, bu fani dünyanın sana bıraktığı yegâne mirastır.
Çelme takar,
fakat düşerken gökyüzüne bakmayı öğretir.
Geçmişin hayaletleriyle boğuşmak yerine,
Kırık pusulanı onarıp düş yola.
Yaraların sana rehber,
onları iyi kanat!

Ne olursa olsun, her nehir denize dökülür,
Gözden ırak olan, eninde sonunda kalbe gömülür.
Zamanla herkesin göğsünde taşıdığı bir taş peydah olur.
Yaşa ha yaşa...

Saadettin Özer
Kayıt Tarihi : 13.05.2026 12:11:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!