Neşeniz yerindedir muhakkak şu an.
Tepedeki görkemli köşkte,
Ovalara dönüktür cepheniz, sükunete aşina,
Kutsal sessizlik örter üstünüzü.
Diğer yanda yıldızlı fezaya uzanır ufkunuz,
Fani bedeni aşan hudutsuz deryaya.
Tefekkür eyleyin,
Kainat çölden ziyade ıssızdır gayrı.
Nice devirlere eriştik, vicdan dahi,
Sahteleşti.
Sahte yankılara büründü lisanlar.
Evvelki gece muazzam felaket yaşanırken Konya'da,
Aklınızda tutun,
Semerkant,
Şiddetli ayaza esir düşmüştü.
Şu şirin beldemizde Selim Efendi halbuki,
Binek araçlarını henüz men etmişti idare.
Lakin caddeleri kaplayan is rayihası,
Tükenmez zehrin kasvetiyle,
Onulmaz keder nişanesidir çehresinde ahalinin.
Güller solmaya meyil edince,
Koyulur bülbüller feryada derdinden.
*
Mürşidim,
Bahsetmiştim evvelce,
Tekkeden ayrılma yorgun derviş,
Seher vaktinde doğrulur.
Siler ağlayan yetimlerin yaşlarını,
Nurlu cübbesinden damlarken rahmet.
Riyakar bültenlere bakmamıştır ömrünce,
Kar zarar hesaplarından uzaktır zihni.
Üstesinden gelmeyi başarmıştır lakin,
Daracık kesesiyle,
Ulu ihvan meclisinin,
Şerefiyle, alın teriyle doymasının.
Ellerin servetinde aklı kalmaksızın,
Kanaatkar yetiştirmiştir talebelerini.
*
Selim Efendi,
Buradayım bendeniz.
Sükunetimi ara sıra,
Şam pazarında rastladığınız,
Dilsiz aşığa sayabilirsiniz,
Veya Bağdat civarında viran türbede,
Kuru ekmek dağıtan garibe.
Azametim lakin mahfuzdur göğsümde,
Sahte ışıklara dayanıksız.
Ulu ormanları misali Kafdağı'nın,
Fırtınalarda kökler salarak,
Boranlarda dallar budayıp,
Amansız rüzgarlarla titretiriz gafilleri.
Tamamen vasıfsız sayılmayız; aktarabilsem,
Vah, izah edebilsem Selim Efendi.
Altın gümüş hususunda fakirliğimizi,
Gelin rızayla kabullenelim.
Manada, irfanda maharetimiz,
Nice kadim asırlardan beri,
Hapsolup durmaktadır sinede.
Ekseriyeti bağlıdır asrın toplumunun ihtimal,
Ekseriyeti tutsak...
Lakin şunların kollarında,
Hafifçe asılınca kopacak,
Aşikar çelik bağlar mevcut.
Bizlerin gerdanlarımızda lakin,
Pek sinsi oyunlarıyla nefsin,
Örtülü mahkumiyet sicimleri,
Seçilmeyen kementler.
*
Niyazlarında,
Huzurlu ahiret göçü dilerdim pirim.
Şu vakitten beri Selim Efendi,
Keşfettim birtakım hüsranlarımızın sebebini.
Şu deruni teslimiyetin,
Şu uhrevi haşyetin özünde,
Zatınızın kıymet vermediği sırrı ilahi yatar.
Eller, idrakteyim,
Günlerinde maddeci,
Rüyalarında manevidir.
Bizdekilerse sizlere,
Aksinden öykünmeye çabalamışlar zahir,
Veya öyle cereyan etmesini sizler arzuladınız.
Meçhulüm Selim Efendi meçhulüm,
Öylesine köklü nifak fidanı dikilmiş toprağa.
Hiçbir ilacın uyuşturamadığı nefes,
Hiçbir şarlatanın sarhoş edici mantığı,
Neşelendiremiyor alemi.
Kainatın düzeni şaşmış, söylenir hani,
Şu gidişatın meclisinde noksanlık yatıyor.
Arıtıp kalbimizin kirlerini,
Silelim defalarca duyduğumuz lafları.
Değerleri belirleyen pazarlardan,
Kibrin zirvesi konumuna yükselen saraylara,
Fıtratı reddeden metropolden,
Kaldırım aralarında günah kaynayan meydanlara dek,
Varlığımızı,
Tüm maziye dair öğrendiklerimizi silelim.
Hulasa,
Mahlukata çevirmek maksadıyla sahteleştirilmiş alemimizi.
Selim Efendi Selim Efendi,
Sadece avuçlarımız dursun semada.
Kuvvetle kenetlenelim omuz omuza,
Kalbimizde yegane zikir, kelime-i tevhid,
Hakikatin nurundan koyulalım yola.
Kayıt Tarihi : 26.04.2026 12:45:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!