Geldik, yedik, içtik hem de kirlettik
Sanki kendimize fena benzettik!
Ağzı yok, dili yok, çaresiz dünya
Yaşadıklarımız âdeta rüya!
Yürüdük ve koştuk, bazen dinlendik
Gönderde bayrağım dalgalanırken
Minareden ezan yankılanırken
Kuvâ-yi milliye ruhumda varken
İç ve dış düşmanlar soluk alamaz.
Haddini aşanlar azdıkça azar
Duygu sömürüsü basit bir oyun;
Anlamayan sanki meleyen koyun!
Kurnaz geçinenler bu yolu seçer,
Üstelik cahilce kendinden geçer!
Başkasını aptal görerek coşan
Yolunu şaşıran zatı tanırım
Çıkarı uğruna el etek öpen;
Gençken kahramandı, tırstı sanırım
Tüm hatıraları toprağa gömen!
Çamura saplanmış zatı tanırım
Yazmak istemezdim eeee üzerine,
Ikınıp sıkınan pek çok insan var.
Hata düzelir mi diye hep sabret;
Konuşmak ve yazmak sanattır elbet!
Sunucu, yorumcu, konuşmacılar
Hep ağır ve ciddi konu olmasın,
Okurun yüreği hüzün dolmasın;
Siyaset, şahsiyat yapmayı sevmem,
‘Eğlenceli, matrak olmasın!’ demem!
Baharla birlikte kışı yaşarız,
Çıkar hesapları alt üst ediyor
Dünyayı, insanlık hep yitiriyor
Özünü ve nice değerlerini;
Bir bir biçmekte tüm ektiklerini!
Kirlettik, yıprattık, isyan ediyor
Çıkmışlar ortaya, bağırıyorlar
Bağırıp çağırıp tepiniyorlar!
Küfürler, tehditler, asıp kesmeler
Sahibini bağlar, el âlem ne der?
Sanki savaş hâli, her yer toz duman
Türkçe, İngilizce iki bin kadar
Şiir, makale ve mizah yazım var.
Elbet yazacağım göçene kadar
Nasipse bir miktar kitap yapmak var!
Her yaşa, kültüre varana kadar
Doğarken ağlardı, rızık arardı
Arada gülerdi bazen coşardı
İlgi, sevgi, şefkat mutlu kılardı
Adamdı, madamdı, elbet insandı!
Çileler çekmeye gelmiş dünyâya




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!