Gece yarısı...
Herkes kendi sessizliğine çekilmişken,
Başlar bir kalbin en ağır, en vakur nöbeti.
Gündüzün tüm koşturmacasını, hayatın o yorucu dertlerini
Bir kenara bırakıp mürekkebin şefkatine sığınma vaktidir şimdi.
Çünkü bilirsin, insan kalabalıkların ortasında bile
Kendi içine gurbetmiş meğer.
İçimde bir nehir çağlar, durduramam;
Sesi ta uzaklardan, ömrün ilk gençlik kıyılarından gelir.
Yıllar geçse de solmayan, hep taze kalan o hatıralar,
Köpürür dökülür gönül süzgecinden.
Önünde uzayıp giden dik yokuşlar,
Arkasında yorgun düşmüş bir sevdanın bağı...
Zaman durur bazen, bir dakika bile geçmek bilmez,
Hasretin görünmez zindanı sarar dört bir yanı da
Yine de şikâyet etmez insan; asaletle göğüs gerer bu çileye.
O tek bakışın derinliği düşer ya hani sayfaya,
İşte o an ne rütbe kalır yarına ne makam ne de dünyanın o geçici hevesi.
Geriye sadece sadık bir yoldaş gibi duran defterler,
Bir de mısralara üflenen o mahzun türküler kalır.
Sayfalarca yazılır o unutulmayan kokunun sönmeyen ateşi,
Kul olan, kulak verir ancak kendi vicdanının narına.
Haydi, şimdi susma vakti değil;
Yaz gönül kalemim,
Sırrımızı, sevdamızı, bu bitmeyen hasreti yaz...
Yaz lakin ağlama.
Bırak, gözyaşının harını sadece satırlar bilsin,
Bu vakur duruş, karanlık geceye yadigâr kalsın.
Kayıt Tarihi : 23.06.2026 21:57:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!