nasıl oldu da cesaret ettin
saklanarak yaşamayı?
kim öğretti sana
duvar diplerinde kök salmayı,
kendi gölgene bile yabancı durmayı
ve aynalara küsüp kendinden çıkmayı böyle?
bak,
insan dediğin biraz taşkınlıktır aslında,
biraz kahkaha, biraz küfür, biraz yangın yeri
ama sen
sesini gömdün içine,
hem de hayatın tam orta yerinde.
hangi korku bu kadar terbiye etti seni?
hangi gece
adını silip yerine suskun bir mezar taşı dikti?
ben bilirim,
çünkü bir zaman ben de saklandım
annemin sandığında unutulan bir yaz gibi
okundukça sızlayan,
ama kimsenin yüksek sesle anmaya cesaret edemediği.
oysa hayat
saklananı affetmez be yasemin,
kapını çalmaz,
ismini rüzgara bile fısıldamaz bazen.
sen saklandıkça
birileri senin yerine nefes alır,
senin sevmen gereken adamın saçlarını okşar,
senin söylemen gereken cümleyi kurar
ve sen.
kendi hayatının kıyısında
misafir gibi oturursun.
ayıp değil korkmak,
ellerinin titremesi de değil
ama ayıp,
yaşarken silmek kendini hayattan
bir yanlış gibi,
bir fazlalık gibi.
bak,
bir gün gelecek
en çok sakladıkların üşütecek içini
bir keşke'nin paslı sesiyle,
bir ah ulan'ın kırık dişleriyle
tam göğsünün ortasında konuşacak seninle.
ve o gün anlayacaksın,
saklanmanın
yavaş yavaş ölmenin en kibar hali olduğunu.
çık artık,
güneş biraz gözünü yaksın
insanlar canını acıtsın
biraz kırıl, biraz kanat
ama karış hayata be yasemin!
çünkü hayat
kusurluların omzunda büyür,
yanlış yapanların cebinde taşınır,
ama asla
saklananlara ait değildir.
ve unutma,
en büyük cesaret
korkuya rağmen görünür kalmaktır.
yoksa herkes becerir
karanlıkta kaybolmayı.
ama mesele,
ışığın altında
kendine katlanabilmektir.
Mustafa Alp
Kayıt Tarihi : 9.04.2026 00:09:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!