konuşamadıklarımı yazarak denemek istiyorum şimdi… konuşabilseydim eğer yazamazdım sanırım…
hayatımız bir deneme tahtası aslında… hep başkaları tarafından deneniyoruz yada deneme aşamasında buluyoruz kendimizi… kendimizi denerken yüreğimizi koyuyoruz ortaya… zamanla yitirdiğim benliğimi yeniden keşfetmek gibi denemelerime eklemeler yapıyorum… nereye varacak bu işin sonu…?
bilmiyorum…
son bir yılda acılarımı, hüzün besliyor...hüzünlerimi kucaklıyorum...sizden başka kimsek yok diyorum...bana hüznü hediye ettikleri için acılarıma sahip çıkıyorum...
sokaklara atıyorum kendimi... sokaklarda üşüyen kedileri seviyorum,onları besliyorum... sokakların o kalabalık ortamına, sessizliğimle ortak oluyorum...
aşık olmasaydım, hüznüm de olmazdı diyorum...şiirler biriktiriyorum içimde,hüzünlü şarkılar mırıldanıyorum.. beni özleyen var mı diyorum...öylesine yaşıyorum...
Şafak söktü yazımdan sonra ilkleri almıştım hayallerime...keşkelerimden yeni bir başlangıç inşa edecektim...bir dokunuş olacaktı sımsıcak gülüşlerime, beni benden alan bir heyecan... öyle işte...
neydi bizi bağlayan?... sevgiydi benim dilim ve sana sürüklenen, sorgusuzca içten gelen sonsuz bir güven... bir annenin geride bıraktığı, kokusuna hasret kalan bir masum yüzde bıraktım sancılarımı, bir tutam özleyişe, sarılışa hasret giderek büyüttüm içimde ilk varlığımı...sahi; hangi geçmiş özlem saatindeyim?...
kimse şiir yazmamıştı bana... benim gözlerimden aşkı alıp, dokudun kendi gözlerine, harmanlandın, savruldun, içten içe ağladın, sevgiyi akıttın benim gözlerime... sahi; şiir saatlerinden arda kalan hangi buruk zamanlardayım şimdi...?
zaman sükut zamanı...zaman koskaca “hiç” zamanı... iç sesimin titrek tınısını bile yansıtmaya çekindiğim şu günlerde ne mi düşünüyorum?..."hiç"...koskoca bir “hiç”... birisi size "hiç" dediğinde es geçersiniz değil mi?... “hiç”lik insanın ruh halini dışa yansımasına son nokta koyar niteliğindedir, ama değildir aslında...
"hiç"; var olanın içindedir. önemli olan beklide önemsenmemek ya da kimsenin gözünde hiçbir şey olmamak...
var oldukça yok olmak mesela… çıkmaz sokağa girmek bile bile… günlerini, aylarını boşlukla doldurmak… kendini bir yere ait olduğunu hissetmemek…”hiç”lik duygusu insanın kendisini birebir boşluğa bırakmasından çok kendisini dışlaması aşamasında durum kötü hal almıştır. Psikiyatri dayanışmasına girilir, eninde sonunda bir iç hesaplaşma sonucu oluşur ve devalar aranır, duygular uyuşturulur… çevrenizde ne kadar negatif insanlar varsa onlar bizi bulacaktır, nasılsa “hiç” oluşumuz bizleri birbirine çekecektir.
yaşaman “hiç”lik… ha bugün, ha yarın… şimdiden ölü sayılırsın… oldum olası hayatıma giren herkes içimde “hiç” bir şey olmamaya çalışıyor… gitsende, kalsanda kimsenin umurunda değilsin…
delikanlı, Erzurum’da üniversite de okuyordu...kız ise Antalya’da rehber...
kader onları bir İnternet oyun sitesinde karşılaştırdı...briç oynarken başlayan yazışmalar esprilere dönüştü...şakaları, sohbetleri, şiirleri, düşünceleri onları birbirlerine iyice yaklaştırdı...
artık oyun sitesi onlar için buluşma yeri olmuştu...başka kimseyi gözleri görmüyordu...hatta oynadıkları oyun da onlar için sadece bir araçtı; “gönül sohbet ister, briç bahane” demişti delikanlı...
zaman bitiyor… hayat bitiyor… üşüyorum… kelimelerim sahte mutlulukları terk etme çabasında… sözcüklerim donuk, hüznü giydiriyorum üşüyen kalemime…
kapatıyorum gözlerimi… tek tek takılıyor ayağıma serzenişlerim… acılarım…
açıyorum gözlerimi bugünden başlayarak… ağlıyorum… aldanışlarımı, iç çekişlerimi yerleştiriyorum gözlerime…
sigara gibi içime çekiyorum hüznümü…
ilk başlarda ağız tiryakisiydi benim kisi… hüzün çekilir mi hiç? diye sormayın bana… çekilir…çekilir ki bir kere tadını aldıktan sonra yapışır kalır sana imge gibi…
hüzün en anlaşılır duygudur…en güzel şarkılara bel bağlarken, yağmurda ıslanırken, gözlerimizdeki ışıltı sönerken tutunuruz bu duyguya…




-
Adem Aydın
Tüm YorumlarTebrik ederim şiirleriniz herbiri birbirinden güzel yüreğinize sağlık