yalnızlık...; uzun zamandır yalnızlığı aldım yanıma...hiçte düşünüldüğü gibi bana eksi duygular tattırdığı yok, aksine benim yoldaşım diyebilirim... yalnızlığı hep kötü düşünürüz değil mi? ...oysa yalnızlık gece gelir ansızın, farketmeden... farkettiğimiz an sana verdiği duygularında; rahatladığını, kendinle bütünleştiğine tanık olursun... gece gelmesi size daha uygun düşer, düşer ki o gecenin dipsiz kuyusunda sizi çıkartacak tek arkadaştır...hep yalnızlığı sevmişimdir... yaşamınız dolu dolu geçse de, mutluysanız bile bu arkadaşa her zaman ihtiyaç duyarız... kim sevmez ki yalnızlığı... insana ilaç gibi gelir, mantığınız ve kalbinizle dertleşir durursunuz... bir nevi psikoloğunuz olur....
insanların bazıları yalnızdır, bazıları yalnızlığı yeni terketmiştir, bazıları da yeni tanımaya başlamıştır... mühüm olan yalnızlığı yanımıza aldığımızda bize yaşattığı duygular önemlidir... kimine göre yalnızlıkta ölüm düşünülür...ne demiş üstat Nazım Hikmet Ran; "ölüm kendinden önce bana yalnızlığını yolladı"... ölümü yalnızlıkla çağrıştırmak belkide insanın o anki gecenin ortasına düşen karanlık düşünce, son çaredir... ben daha o evreye gelmedim... ölmemek için tutunduğum bir yaşama sebebim var... yalnızlığımda ne kadar üşürsem üşüyeyim,tutunduğum yaşama sebebimin süresi dolduğunda üşümemin yerine kalbi buz tutmuş biri olarak öleceğim...
yalnızlığım; yama içinde, iğne, iplik gerekmez...
gece uyuyamadım...
bir süre camın ardından baktım çevremi saran karanlığa...giderek aydınlandı gece...dışarı çıkıp balkona yürüdüm...
bir şey de yok beni oyalayacak...fırtına öncesi bir gerilim var içimde...bir türlü baş edemiyorum...
sensiz ama sen dolu bir hayali sabaha daha giriyorum...
hayal bu ya! ...ne gözlerimde senli sabahlarım oldu, nede kollarının sımsıkı beni sardığı hayal bedenin...biliyor musun...? ellerimi hiç başıboş bırakmadım sana dair... kalemim ise ortak oldu bana, yalnızlığıma ve hep sana yazdılar...
damla damla yağıyorsun kalemime...damlalarını içiyorum yudum yudum...hayal bu ya; biriktirip damlalarımı, seni o dinmez halinle döktürmek istiyorum yüreğime...
İnsanları anlamamaktan yoruldum... ya ben iyi birisi değilim insanların gözlerinde, ya da ben yanlış işler üzerindeyim... kötü birisi miyim diye kendimi sorguladım her ilişkimde... kötü insan nasıl olur...? kinci olur, senin yüzüne değil arkandan konuşur, acıma duygusu yoktur vs... bunlara ekleyebileceğim onca cümle varken sanırım en çok şu cümlede takıldım hep... kötü insan yoktur, sadece insanın içinde ki öfke kötülüğe sürükler insanı... içinde ki öfkeyi dışarıya atamayan insanoğlu, aklından dalaverelerin geçmesine dur diyemez. ben dalavereci olmak istemedim hiç... sadece bu duruma getirildim ki yapmaya zorladım kendimi... kimse silah dayamadı alnıma... ben durulmayan öfkeme yenik düştüm hep... insanın içinde ki öfke hep bir yerde çatlak verir, onarılması zamanla olur... öfke duyduğum anlarım biriktikçe ben galiba kötü insan olmaya razıyım...
yıllarca biriktirdiğim öfkelerimi, gün gelecek salacağım gökyüzüne... kötülükten çıkıp, konacağım tertemiz yüreğime...
3 Mayıs 2017
okumak istemiyorum bu şiirimi
bir solukta…
eklemek bir sıra, bir sıra daha
uzaklarda yıldız olurum bazen,
bazen yürekte bir sızı...
sen gönlümün prensisin ya
öyle çok özledim ki seni anne;
gülümseyen gözlerini,
karşılıksız seven yüreğini




-
Adem Aydın
Tüm YorumlarTebrik ederim şiirleriniz herbiri birbirinden güzel yüreğinize sağlık