Adımlarının sesi hâlâ kulaklarımda birer kırbaç izi,
Gidişin; bir şehrin bütün ışıklarını aynı anda söndürmek gibiydi.
Şimdi bu darmadağın odada, eşyalar bile bana yabancı,
Varlığınla ördüğün duvarlar, yokluğunla üzerime yıkılıyor.
Bir vedaya bile sığdıramadın mı o koca yılları?
Cebinde biriktirdiğin sahte umutları kapıma bırakıp kaçtın.
Ardında bıraktığın bu boşluk, ne doluyor ne de eksiliyor;
**Ben, kendi içimde seni bekleyen bir hayalete dönüştüm.
Hangi limana sığınsan, benim sularımda boğulacaksın,
Çünkü ihanetin kokusu sinmiş bir kere yollarına.
Beni böyle bir başıma, ruhu sökülmüş bir hırka gibi attın ya;
Unutma ki; en ağır hesaplar, sessizce terk edilenlerin kalbinde tutulur.
Şimdi mevsim hep kar, hep ayaz, hep o lanetli gidiş...
Gözlerimde fer, dilimde feraset kalmadı senden yana.
Yıkılan bir sarayın tahtında oturan o zavallı kral benim;
Tacı kırık, tahtı yanık ve ebediyen terk edilmiş.
Zaman, seni benden sökerken ruhumu da beraberinde götürdü,
Geriye ne bir ah kaldı, ne de tek bir damla ümit kırıntısı.
Mevsimi kapattım; kapıları vurdum, kandilleri birer birer söndürdüm;
Seninle başladığım bu yolu, sensizliğin mezarında bitirdim.
Kayıt Tarihi : 30.04.2026 15:27:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!