Zaman bir nehir gibi akıyor avuçlarımdan,
Gündüzün telaşına sığmıyor hiçbir sızım.
Ne ara akşam oluyor, ne ara kararıyor dünya,
İnan ki fark etmiyorum, geçip gidiyor her sızım.
Ama ne zaman ki el ayak çekiliyor şehirden,
İşte o an duruyor saatler, sanki zaman can çekişiyor.
Gece, bir dev gibi çöküyor yorgun omuzlarıma,
Sabah olmuyor bir türlü, uykular benden kaçıyor.
Bakıyorum aynaya, her gece biraz daha kar yağıyor,
Saçlarımın tellerinde ihanetin o soğuk izi var.
Zaman öyle böyle geçiyor, ömür tükeniyor da,
Senin yaptıkların bir türlü gitmiyor bu akıldan.
Ben hep o kırılma anına, o ağır ihanete hapsoldum,
Bir zindandayım sanki, anahtarı uçuruma atılmış.
Kurtuluşum yok sanırım, anladım bu sessizliği,
Ruhum, kendi yangınında küle dönmeye alışmış.
Hangi kapıyı çalsa bu yorgun bedenim,
Hangi doktora gitsem, hep aynı o soğuk cümleler:
"Düşünme," diyorlar, "bir ilaç yazalım, unutursun,"
Bilmiyorlar ki unutmak, ölmekten daha beter.
Nereden bilecekler benim içimdeki bu yangını?
Hangi kitap yazar, hangi teşhis koyar bu acıya?
İçimde volkanlar patlıyor, yıldırımlar düşüyor,
Kıyametler kopuyor da sesim çıkmıyor dışarıya.
Kimse duymuyor içimdeki o yırtıcı çığlıkları,
Fırtınalar savuruyor umudun son kırıntılarını.
Ben Emrah Erçin, bu hayatın sessiz tanığı,
Sırtımda taşıyorum geçmişin o ağır enkazlarını.
Doktorlar ilaç desin, dertliler sabır dilesin,
Benim içimdeki bu kasırga ne diner ne de durulur.
İhanetle mühürlenmiş bu yaralı yürekte,
Her gece yeniden bir kıyamet kurulur.
Kayıt Tarihi : 8.04.2026 23:35:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!