İlmek ilmek işlenmedi duruşlar, bir bina kadar.
Suları taşımak için yollar bırakılmış, kuşlar içmektedir atık suları.
Benim yurdum toponimdir toprağa sıkışmış isimler mevsuatında.
Rüzgâr dolu kanat çırpınışları,
tenhada oturanı uyandırır mı?
Sağa çevirmişken başımı,
çocuk koşusu gibi adımlar halılar üstünde.
Saate baktım, yine iki buçuktu.
Penceremden uzak şehirler getiriyor rüzgârları;
ağaçlar yerinde durmuyor, onlar da uçuşuyor dallarıyla.
Yusuf mu gelir,
elbisesi mi yaklaşır bana?
Güneş doğuyor bana;
yine güneş, Uyan diyor.
Uyan, hiç uyumayan bana.
Dalgınlığıma uyumak mı denir,
ay ışığı yüzüne vuruyorken?
Kahverengi kalemim yazmak ister
yeni sevdalar, hanlar, yollar,
nalsız, toprak renkli atları.
Saat tınılarına dair şiir yazmak
bir nevi deliliktir.
Neler olup biter bu aksâ gönlümde?
Kurtların dişleri üzerime, üzerime gelir,
bir cenk misali.
Kalbimden ayetler çıkar;
cenk meydanına dönüşür odalar, meydanlar.
Boğazımdan inmeyen ayetler,
nerede, neden savaşmıyorlar benim için?
Ben harf harf tanırdım oysa o ayetleri.
Boğazımdan inmediklerinden mi manalar?
Kalbimden fışkırmalıydı manalar,
benim olmayan manalar.
Konuşmak isterdim elbet;
ben de kurdumla, kardeşlerimi tutup
“Bunu bana neden yaptınız?” demek isterdim.
“Beni niçin başımla bıraktınız?” Kuyuda,
kuyudaki ışıltı olmasaydı,
karıncalar tanımayacaktı insan olduğumu.
Bize Mısır görünür,
bize çöl,
bize izzet verilir kuyularda
Kayıt Tarihi : 21.08.2026 15:07:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!