Kendimi anlatmak gibi bir niyetim yok. Bazı insanlar anlatılmaz, hissedilir. Ben de biraz öyleyim. Yazdıklarım var, bir de kimsenin tam bilmediği tarafım. Arada bir satırda kesişirler.
Ben geldim
Senin günahkâr kulun.
Her defasında yol gösterip ama gene de yoldan çıkan kulun. Benim Allah’ım, bana acıyacak mısın her defasında olduğu gibi bu defa da? Okşar mısın kalbimi yine, acır mısın ruhuma, gözlerime?..
Benim Allah’ım, seni hakkıyla bilemeyen; gülümsettiğin anda sana sırtını çevirip kaşını çatan… Bazen sana karşı umursamaz, bazen şeytanın elinde esir olan…
Yine kabul eder misin miskin olan bu kulunu; yarattıklarını inciten, sevdiklerine hürmetsizlik eden, bağıran çağıran bu dilsiz kalbimi?
Bir nefesi ikram eder misin yine bana? Sabreder misin bu kuluna?
Kapandı en derin sözler, yavaş ve derin ihanetler.
Büyüdüğüm sokağa artık bir yabancıyım;
siliyorum omuzumdaki ahd etmiş yalanı, yalancıyı.
Bakışıyoruz her gece kar tanesi ile akıp giden şehre.
Doğum sancısı ile kıvrılan, parçalanan, istemsizce istenmeyen derde.
Gözlerinde bulutları görüyorum; kızıl, kızgın bir isyanı bekleyen.
Gidiyorum bu şehirden.
Yazgımın uğrak yerlerini bırakıyorum arkamda
Önümde
ormanlıklara benzeyen
yeşil, kıvrımlı, desenli evler var
Hâbil'in masumiyetini de bırakıyorum arkamda.
Yolumu kaybeden bir viraneyim ben.
Kim bilir yaşadıklarımı?
Yağmurlar altında kalan umutlarımı. Donan bir çare çocukluğumu.
Kim bilecek ki bir ay boyunca sadece aş yediğimi
Zemheri soğunda donan parmaklarımı, kimsesiz kalan benliğimi, Raşit mi, Ahmet mi?
Gördüler mi Gördüklerimi bilecekler.
Görmüşken gözlerinde özümü,
Çevirebilir miyim yüzümü?
Bir bakışında bulmuşken yurdumu,
Yitirebilir miyim içimdeki huzuru?
Adını koyamadığım nice duyguyu,
Yine uçar oldun uzak şehirlere Hafsa
Gökyüzünden kalma uzak renkli kuşaklara,
Senle uçan rüzgârlar getirsin yağmur dolu bulutları,
Yüceler yücesi sarmalasın meyus, dilhun kanatlarını Hafsa
Rüyama girersin şafağın geride kaldığı vakitlerde,
Yağmalanan bir şehirden kalmayız biz,
Gözleri zanlarla, incileri kayalardan toplamayız.
Harab olmuş gönüllerden saltanat devşirmeyiz,
Bir ekmek uğruna haysiyetimizi bölmeyiz.
Geceyi büyütüp de sabahı inkâr etmeyiz,
Ey canıma kasteden ceylan gözlüm,
Seni sevmemek bahara yüz çevirmek olur.
Âşıklar diyarında beni ananlar, söyleyenler olur,
Beni duyan, Leyla ile Mecnun aşkından utanır.
Baharda filizlenen gül gibisin,
Şairlerin yalanına aldanmıyorum,
Dedemin yeşil beresiyle göz göze gelirim karanlıklarda,
beni aldatan, yıkan umutlar da vardı.
Kırlara çıkardım
arkamda sürü halinde hayallerimle
öylece arkamdan gelirlerdi,
Öyle şehirler gördüm ki anamın gözleri gibi sakin, mahzun…
Yuvarlanmıştı çocuklar uçuruma doğru sahipsiz kalan açlıklarla,
düşen her bir soysuzun gözleri önünde.
Kaldırımlar bile figan ediyordu düşen her bir kan damlacığından, gözyaşlarından.
Öyle şehirler gördüm ki dışardan kaplanın vahşeti gibi kükrüyor,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!