Var olan her şeyin var olması gerçeğinin ardında mutlaka bir sebep vardır.
Sebepler için de sebepler vardır.
Ölüm, bir gerçek olduğuna göre onun da tecelli edebilmesi için bir sebebe ihtiyaç vardır.
Hayatın ne getireceğiyle ilgili olarak insanoğlu hiç bir şey bilemez.
Onu yönettiğini sanır ama asla bir anına bile müdahale edemez. Sadece öyle sanır.
Yaratılmış olanın elinde hayat karşısında kendisini savunabileceği hiç bir silah yoktur.
Sevgi kavramını şarta bağladığınız andan itibaren onu yok etmeye başlarız.
Bir şeye sevgiyle bağlanmayı şarta bağlarsa kişii bir tür pazarlığa girmiş olmaz mı?
Pazarlığın olduğu yerde alış veriş var demektir.
Gördüklerimiz üzerinden bir sonuca varırız.
Oysaki her olayın bir de arka planı, başka bir boyutu olabilir.
Her çözüm, kendisinden önceki bir sorun nedeniyle ortaya çıkar.
Böyle olduğu içindir ki insanoğlu ilerleyip gelişim kaydedebilmiştir.
Sorun demek, düşünmeye başlamak demektir, çözüm üretmek için bir şeyler yapmaya başlamak demek.
İnanmak ya da inanmamak, başka bir deyişle bir dine sahip olmak ya da olmamak kişinin kendisiyle sınırlı bir durumdur.
Yapmış olduğu tercih yalnız ve sadece kendisini ilgilendirir.
Her hangi bir insanın bir başkasını bu tür tercihlerden dolayı kınamaya, aşağılamaya hakkı yoktur.
Nerede olursa olsun eğer demokratik bir politika yapmak niyeti taşıyorsa bir insan ya da bir topluluk, bunu halka rağmen yapmaya kalkıştı mı başarı şansı asla bulamaz.
Söylemlerinden dolayı bir zaman için görece bir başarı elde edebilir belki ama son tahlilde geleceği yer başarısızlık ve hüsrandır.
Halka rağmen halk için hiçbir şey yapılamaz.
İnsanın karakterini daha bebekliğinden itibaren elde etmiş olduğu alışkanlıkları oluşturur ve bu karakter hayatı boyunca kendisiyle birlikte yaşar.
Kişiliğin alt yapısının temelleri ebeveynler tarafından doğru atılamamışsa eğer, onu sonradan değiştirmeye kalkışmak çok müşkül bir iştir.
Üstelik de bunu gerçekleştirmek her babayiğidin harcı değildir.
İnsanın karakterini daha bebekliğinden itibaren elde etmiş olduğu alışkanlıkları oluşturur ve bu karakter hayatı boyunca kendisiyle birlikte yaşar.
Kişiliğin alt yapısının temelleri ebeveynler tarafından doğru atılamamışsa eğer, onu sonradan değiştirmeye kalkışmak çok müşkül bir iştir.
Üstelik de bunu gerçekleştirmek her babayiğidin harcı değildir.
İşin içine yarışmak girdiğinde rekabet başlar.
Rekabet ister istemez kazanmak isteğini körükler ki eğer bu istek doğru bir biçimde kontrol edilemezse bu rekabet yerini savaşa bırakır.
Her savaşın en temel nedeni “Her şeye sadece ben sahip olmalıyım,” mantığının ortaya çıkartmış olduğu tatminsizlik duygusunun ateşlediği hırstır; mutsuzluğun kaynağı.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!