Rayların Fısıltısı Şiiri - Ramazan Kazanır

Ramazan Kazanır
36

ŞİİR


1

TAKİPÇİ

Rayların Fısıltısı


​Bu hikâye, sadece rayların üzerinde uzanıp giden, tren ve vagonlarının hikayesi değil; demirin soğuğunda ısınmaya çalışan insan ruhunun hikâyesidir.

Gecenin zifirinde, gökyüzü hiddetle delinmişçesine yağan o deli yağmur, küçük istasyonun sac damını dövüyordu. Soğuk ayaz, bir bıçak ağzı gibi rayların arasından süzülüp binanın çatlaklarına sızıyor, insanın iliğini donduruyordu.

İstasyon Şefi Selim Bey, gümüş rengi saçlarını örten şapkasını düzeltti, elinde titreyen feneriyle perona çıktı. Üniformasının düğmeleri ilikli, vakarı tamdı; ama omuzlarında kırk yıllık bir yorgunluğun, geçip giden trenlerin bıraktığı o ağır tozun tortusu vardı.

Az ötede, makasçı dondurucu sağanağın altında, elleri çatlamış, parmakları uyuşmuş bir halde demir kollara asılıyordu. Makasın o tok "tak" sesi, bir kaderin yön değiştirmesi gibi yankılandı boşlukta. Makasçı, yüzüne vuran kamçı gibi yağmura inat gülümsedi; çünkü biliyordu ki o kolu çekmese, bir yerlerde beklenen o büyük kavuşma yarım kalacaktı.

Derken, uzaklardan bir kükreme duyuldu. Karanlığı iki dev göz gibi yaran ışığıyla tren, sislerin içinden süzülerek geldi. Demir yığını değil, sanki nefes alan, yorgun bir devdi.

Makinist, lokomotifin o sıcak, kömür kokulu kalbinde, nasırlı elleriyle fren kolunu çekti. Buhar, ayazın bağrında bembeyaz bir çığlık gibi patladı. Makinistin yüzündeki derin çizgiler, katettiği binlerce kilometrenin haritası gibiydi; o çizgilerin her biri bir ayrılığın ya da bir vuslatın mührüydü.

Tren durduğunda, vagonların kapıları büyük bir coşkuyla açıldı. Bir asker, annesinin boynuna sarıldı; yüzlerde güller açtı, hıçkırıklar neşeli kahkahalara karıştı. Birbirini hiç tanımayan iki yolcu, koridorda valizlerini taşırken göz göze gelip dertleşiverdi. Kalpler, rayların birbirine bağlandığı gibi bağlandı o an. Yeni dostluklar, o nemli kompartımanlarda birer tohum gibi yeşerdi.

Ama sonra... O acı düdük sesi, kavuşmanın üzerine bir perde gibi indi. Ayrılık vakti gelmişti. Tren istasyonu terk ederken, geride kalanların yürekleri lokomotifin arkasına görünmez zincirlerle bağlandı.

Yağmur dinmiş, ayaz yerini derin bir sessizliğe bırakmıştı. Selim Bey içeri girdi; istasyonun loş odasında, masasında serili o bekâr beyaz örtü duruyordu. Kenarları hafifçe sararmış ama her sabah özenle ütülenmiş, lekesiz bir örtü... O örtü, bu yalnız istasyonun en hüzünlü şahidiydi. Selim Bey her gece o örtünün üzerine bir bardak çay koyar ve raylara bakıp uzak bir geçmişin hayalini kurardı.

​Yıllar evvel, yine böyle bir sağanak gecesinde, o rayların ucunda sevdiği kadını uğurlamıştı. "Geleceğim," demişti kadın, "Bu raylar bittiği yerde bizi tekrar birleştirecek."

Selim Bey o günden beri bu istasyondan bir adım öteye gidememişti. Her gelen treni o örtüyle karşılar, her gidenin arkasından sanki o dönüyormuş gibi bakardı.

O örtü, Selim Bey'in kimsesizliğine arkadaş, dinmeyen bekleyişine bir kefen gibi serilmişti masasına. Selim Bey, içeri girip o beyaz örtünün üzerine titreyen elini koydu; sanki rayların ayırdığı hayatları o beyazlıkta birleştirirdi.

İşte o an, rayların üzerinde şu dizeler fısıldanırdı rüzgâra:

​Karanlığa tünel açıp,
Işığa ulaşmaktır .
Uçurumlara köprü kurup,
Sevdiğine kavuşmaktır

​Gurbet yolculuklarında tanıştığımız insanlarla,
Kalplerimizin ilmek ilmek düğümlendiği bir kaderdir.

​Bizi sadece bir diyardan alıp,
Başka diyarlara götürmekle kalmaz;O kıvrımlı, o dumanlı yollarında, ruhumuza da yolculuk yaptırır.

​Dışarıda raylar uzayıp gidiyordu; bir ucu keskin bir hasret, bir ucu ebedi bir vuslat...

Demiryolu, karanlık tünellerin sonunda her zaman bir ışık olduğuna dair verdiği o kadim sözü tutmaya devam ediyordu.

Ramazan Kazanır
Kayıt Tarihi : 6.04.2026 14:57:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!