Eskiden telefonun başında beklerdim aramanı
hep aynı saatte
yani sabah yedide
Çalarken telefon yüreğim ağzıma gelirdi
ellerim titrer ve sesim kesilirdi
ÇOCUK
Topraklar çatlamış orta yerinden
çırılçıplak kalmış satır başı susmalar
çaresizliği fısıldar şairler
delik deşik olmuş tüm renkleri
Sevip de söyleyememek
söyleyip de dokunamamak
dokunup da hissedememek
gitmek isteyip de gidememek
kalmak isteyip de kalamamak
Arap saçı olmuş duygular
O bilmiyor...
halbuki ömrümü yoluna heba edecek kadar..
bastığı yolda taş olmayı hayal edecek kadar..
büyüktü sevdam
Ahh yar ecelimi koluna takıp gittin gideli
RÜYALARIM D/ÜŞÜYOR
Kalabalıklar içinde yalnızlığıma sığınıyorum yine
Geçen vakitlere inat bir kez daha
Yelkovan hareketleri, suskunluğum önünde diz çöküyor
Kendi benliğimden bir şeyler eksilmesin diye
Karabasan gibi çöktü ayrılık üstüme
Bir türlü nefes aldırmıyor
Daralıyor ruhum biten bu aşkın son demlerinde
Ve sana dair vedalar dilimin ucunda bekliyor
Gitgellerle yaşanmıyor bu aşk sevgilim
İkimizde sustuk
Ve sustukça birikiyor içimizdeki cümleler
Yetim kalan kelimelerin hep boynu bükük
Cesaretten uzak yürekler kaldı bize
Ve korktuğum tek bir şey vardı
Yabancılaşmak bu suskunlukta
Demir kapı ardında, bir sevdamı bıraktım
Sen İstanbul gibiydin, bense hep sana aktım
Hiç bilmezdin kimdi ne, bende ruhu taşıyan
Sen giderken ben senin, arkandan doldum taştım
Sana yolladım benden, senle olan ruhumu
Çok seviyorum inan baba
Artık buna da son veriyorum!
Her geleni sen gibi bildim
Öylede çok sevdim
Kendimden çok şey kaybetmeye
Ahlat gibi kök saldın yüreğime...
Hep eksik yasadı bu can sana hasret...
Kelimeler salıncak kurdu boğazıma
Senden yana gece küs gece dargın
Tüm iliklerime hasretin değdiğinde
Gölgeme uzattım elimi




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!