Bir akşam çöktü ki göğsüme, gök bile sustu,
Yıldızlar aynalara küstü, zaman pusu kurdu.
Ben ömrümü kandillere eğmiş bir dua iken,
Sessizliğin avlusunda adım gölgeme vurdu.
Bir kelebek geçti…
Kanadında bin bahar, yüreğinde tek mevsim yoktu.
Dokunduğu çiçekleri ezmezdi belki;
Ama hiçbir dala da vefa borcu yoktu.
Rüzgârın soyundan gelmişti;
Konduğu her renkte başka bir masal söyler,
Her gülüşü bir veda saklar,
Her vedası yeni bir renge dönerdi.
Bense uzaktan seyrettim;
Çünkü bazı uçuşlar,
En çok geride kalan toprağı incitirdi.
Ey kanadını göğe emanet eden narin misafir…
Bilmez misin;
En derin kırılış, gürültüyle değil,
Sessizce eksilen bir nefesle gelir.
Ben artık bekleyişe isim vermiyorum.
Çünkü beklemek,
Dönmeyeceğini bilen kapının yine de aralık kalmasıdır.
Ve umut,
Kendi küllerini üfleyen bir yangının son duasıdır.
Sen uçtukça gökyüzü genişledi belki;
Ben sustukça içimde bin şehir daraldı.
Bir ömür, tek cümleye sığdı:
Bazı kelebekler çiçek sevmez; yalnızca renk değiştirir.
Şimdi gecenin alnına sessizliğimi yazıyorum.
Ne sitem ediyorum, ne isim.
Çünkü bazı hikâyeler,
Kimin gittiğiyle değil,
Kimin kaldığıyla tamamlanır.
Ve bil ki…
En ağır vedalar “elveda” demez.
En derin yaralar kanamaz.
En güzel kelebekler en kısa konar.
En büyük sessizlikler ise,
İçinde söylenmemiş bin şiir taşır.
Kayıt Tarihi : 27.07.2026 21:28:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!