Huzuru seninle bulacağımı düşünmüştüm.
Sonra anladım ki insan bazen huzuru ararken, kendi içindeki bütün limanları terk edip huzursuzluğun yakasına yapışıyor.
Seni suçlamıyorum.
Çünkü insanı yalnızca insanlar değil, içinde yaşadığı çağ da biçimlendiriyor.
Mutluluk ile özgürlüğün birbirine benzeyen ama aynı olmayan iki yüzü vardır. Özgürlük insanı bireyselleştirir; mutluluk ise bazı şeylerden vazgeçmenin değerini öğretir. Sevginin gücünü sadakatte, sadakatin anlamını ise sorumlulukta bulursun.
İnsan başkasından beklediği her şeyi önce kendisinde aramalıdır.
Anneysen anne olmanın, babaysan baba olmanın, kardeşsen kardeş olmanın, eşsen eş olmanın, çocuksan evlat olmanın yalnızca bir isim değil, bir sorumluluk olduğunu anlamalısın.
Çünkü aile yalnızca aynı evde yaşayan insanların toplamı değildir.
Aile, insanın kendisinden önce başkasını düşünmeyi öğrendiği ilk yerdir.
Peki insan bütün bağlarından kurtulduğunda gerçekten özgür mü olur?
Yoksa özgürlük sandığı şey, onu kendisine karşı sorumsuzlaştıran başka bir bağımlılık mıdır?
Ahlakın dini, ırkı ve cinsiyeti yoktur.
Vicdanın da…
İnsan tek başına kaldığında bile ahlaka ihtiyaç duyar. Çünkü ahlak, başkalarının seni gördüğü yerde değil, kimsenin seni görmediği yerde kim olduğunu belirler.
Kültür ise insanın geçmişiyle bugün arasında kurduğu köprüdür. Köklerini söktüğünde daha özgür olduğunu sanabilirsin; fakat köksüz bir ağacın özgürlüğü, toprağa tutunamamasından başka nedir?
Kapitalist sistemin sunduğu özgürlük anlayışı tam da burada sorgulanmalıdır.
Bireyi aileden, toplumsal bağlardan, kültürel köklerden ve geleneksel sorumluluklardan kopardığında ona özgürlük mü vermiş olursun, yoksa onu yalnızlaştırarak daha kolay yönlendirilebilir bir bireye mi dönüştürürsün?
On sekiz yaşına gelen insanın kendi kararlarını verebilmesi elbette bir özgürlüktür. Fakat özgürlük, sorumluluğun ölüm fermanı değildir.
Bir insanın reşit olması, anne ve babasının sevgisini, hakkını ve hayatındaki yerini yok etmez.
Özgürlük, aile bağlarını ortadan kaldırmak değil; insanın kendi iradesiyle bu bağların anlamını yeniden kurabilmesidir.
Çünkü özgürlük başkasının hakkını yok saydığı anda özgürlük olmaktan çıkar, iktidara dönüşür.
Eşler birbirinden, çocuklar ailelerinden, insan kendi toplumundan uzaklaştırıldığında geriye ne kalır?
Kendisine ait olduğunu sandığı ama aslında sürekli yeniden üretilen bir kimlik…
Sistem bazen insana şunu söyler:
“Kendin ol.”
Fakat ardından “kendin” dediği şeyi de kendisi tarif eder.
İşte asıl çelişki burada başlar.
Çünkü insanın bedenini özgür bırakıp zihnini başka bir kalıba sokmak özgürlük değildir.
Kadının, erkeğin ve eşcinsel bireylerin kimliklerinin sürekli sistem tarafından yeniden tanımlanması da bu yüzden sorgulanmalıdır.
Eşcinselliğin normalleştirilmesi tartışmasında mesele yalnızca cinsellik değildir; mesele, insanın kimliğinin, doğasının ve toplumsal anlamının hangi ölçülere göre yeniden tanımlandığıdır.
İnsan kendi kimliğini seçtiğini düşünürken, seçtiği kimliğin sınırlarını kim çiziyor?
Asıl soru budur.
Çünkü özgürlük yalnızca “istediğimi yapabilirim” demek değildir.
Özgürlük, “İstediğim şeyi neden istiyorum?” diye kendine sorabilmektir.
Kapitalizmin özgürlük anlayışı, benim için bu nedenle yalnızca ekonomik bir mesele değildir.
Ahlakı, aileyi, kültürü, kadını, erkeği, çocuğu ve insanın kendi zihnini yeniden biçimlendiren bir yaşam anlayışıdır.
Ve eğer insan bütün bunları sorgulamadan kabul ederse, sonunda özgür olduğunu sanırken kendi düşüncesinin bile sahibi olmayabilir.
Ulusal bir düşüncen varsa onu da unutmanı ister.
Kültürünü yük görmeni ister.
Aileni engel, ahlakını zincir, vicdanını ise gereksiz bir yük olarak görmeni ister.
Fakat ben özgürlüğü böyle tanımlamıyorum.
Özgürlük; bütün bağlarını koparmak değil, hangi bağın seni insan yaptığını anlayabilmektir.
Merhametini kaybetmeden özgür olmak…
Vicdanını kaybetmeden birey olmak…
Ahlakını kaybetmeden yaşamak…
Sevgiye sahip çıkarken kendini kaybetmemek…
İşte özgürlüğün ham maddesi budur.
Çünkü insanı özgür yapan, hiçbir şeye bağlı olmaması değildir.
İnsanı özgür yapan, bağlı olduğu şeyleri kendi vicdanıyla seçebilmesidir.
Ve belki de en büyük özgürlük şudur:
İnsan, dünyayı değiştirmeden önce kendi zihnini kimin değiştirdiğini sorgulayabilmelidir.
— Bawer Bager
Kayıt Tarihi : 12.08.2026 14:22:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!