Bir odanın köşesi, soğuk ve karanlık,
Bir kadın oturur orada, sessiz ve yalnız,
Her şeyini kaybetmiş, darbelerle yoğrulmuş,
Bir hayat ki, sanki hiç yaşanmamış gibi.
Elleri çatlak, kalbi kırık,
Sevme beni...
Her “seviyorum” deyişinde,
İçimden bir ben kopuyor,
Ruhum küçülüyor, ben yok oluyorum.
Sevme...
Bir çığlık yankılanır boş sokaklarda,
Kimse duymaz, rüzgar savurur uzağa.
Gölgeler konuşur yalnızlığın dilinde,
Terk edilmiş yürekler sarılır acıya.
Tutuldum bir deli sevdaya, ey gülüm,
Ne alevi var ne de çıngısı, kor bir ateş gibi.
Hem ruhumu hem bedenimi ısıtıyorsun,
Ama ne yakıyorsun ne de kavuruyorsun beni.
Ey benim güneşim, ayım, canım,
Kalbim seni hâlâ arıyor...
Lê tu qet nayî...
Sesin suskun, gülüşün yalan...
Min bi te re mir... ez jî tu ne ben...
Ez te hezdikim – ama sen yoktun...
Bir zamanlar bu eller,
Şefkatle sarardı evlatlarını,
Şimdi titrek, çatlamış ve yalnız,
Tutup da sığınacak bir omuz arar, ama yok.
Pencere kenarında beklerim hala,
Yalnızlığın Gölgesinde
Bir zamanlar ışıkla doluydu bu kalp,
Ellerimde yıldızlar, gökyüzü parlaktı.
Senle her şey mümkündü, dünya küçüktü,
Ama şimdi yoksun, ve karanlık büyük.
Dünyada ne haksızlıklar görüp yaşadım,
Beni haklıyken haksız yapan, işte bu dünya yansın.
Hayatımı bu kadar değersiz sanmazdım,
Beni hayata küstüren, bu dünya yansın.
Yansın bu dünya!
Yansın bu dünya,
Göğü delercesine yükselsin ateş.
Zamandan soyunmuş bir ezgi gibi,
Tutuşsun her köşe, her sönmüş heves.
Bir yangın ki, suskun kalmasın gece,
Bir yük var sırtında, taşımaktan yorulmuş,
Geçmişin gölgeleri, hep seni kovalamış.
Her adımda yankılanır eski bir fısıltı,
Ama artık vakti geldi, bırak gitsin, unutulmuş.
Ne zamanlar döndün de baktın ardına,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!