Kadın…
Bir sırdır evrende,
Ay ışığında doğar,
Geceyle konuşur,
Ve bazen sadece susarak var olur.
Bir varmış bir yokmuş,
Zamanın bile hatırlayamadığı eski çağlarda,
Yıldızlarla yeryüzü arasında incecik bir perde varmış.
Bu perde, Peri Âlemi ile İnsan Dünyasını birbirinden ayırırmış.
Peri Âlemi…
İSTANBUL AŞKI
Ey mavi sulara düşen altın ışık,
Ey tarih kokan, rüyalara sığmayan şehir!
Sana vurgunum ben, sana yanık,
Her sokağın aşk, her taşın şiir.
Yeşilin bin bir tonu sarmış dağlarını,
Sisli sabahlar öper Rize’nin bağrını.
Kokusu çayın, buğusu duman,
Derin vadilerde yankılanır insan.
Fırtına Deresi, kudurur taşına,
Benim dünyam kara kış, deli bir poyraz olup savrulurken,
Güneşin bile bana sırtını dönmüş iken zemheri ayazında,
Ümitlerimin tükendiği yerde, sessizce ölümü beklerken, sen çıka geldin be,
Bembeyaz bir melek misali.
Bana can oldun nefes oldun
Bunu bana yapmayacaktın, kardelen çiçeğim.
Kaybedecek bir şeyim kalmadı.
Ulan, yıllar geçmiş, ömür gitmiş elin adamına…
Harcamışız ne varsa; gençlik, umut, hayal…
Kimi dost bildik, kazık attı.
Kimi aşk dedik, sırtını döndü.
Şimdi dönüp bakıyorum da,
Çölde yükseldi bir feryat,
Göklere çarptı yankısı,
Kan kokar Kerbela’nın toprağı,
Aşk ile açılmış yarası.
Ey Hüseyin, ey Hasan,
Bir çınar devrildi, kelimeler sustu,
Mısralar yetim, şiirler mahzun…
Bir yürek vardı ki derya misali,
Sevdayı, isyanı, acıyı dokudu ruhun.
Yusuf Hayaloğlu, usta kalem,
Ey sevgili... Gözlerim bir zindan, bir kara perde,
Hiç açılmadı sana, hiç bakmadı dünyaya.
Ama bil ki, her nefesimde sen varsın,
Bir yankı gibi dolarsın karanlık ruhuma.
Ellerim çığrır yalvarırcasına,
Aşk mı? Senin dilinde aşk, sadece bir oyun,
Yalanla dokunmuş bir tuzak, içi boş bir kurum.
Sevmek dediğin şey, bir kadını esir almak,
Ama bilemedin, benim gibi biri ateşle oynar.
Sana verdiğim her an, ziyan olmuş bir ömür,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!