Adım adım yaklaşmakta ölüme,
Hayatın peşinde koşan insanlar…
Takılır, gelince o son bölüme
Binlerce tepeyi aşan insanlar…
Eş, dost bir cenaze namazı kılıp
Kara toprak bu kadar mı şirindir,
Nedense doymuyor gözü insanın.
Bu nasıl bir iştah nasıl karındır,
Gerçekten işi zor bazı insanın.
Aklı olan düşünür bir kerecik
Yangın, su baskını, fırtına, deprem,
Dünya her dem kaynayan bir cehennem.
Afetler bizlere uyarı amma,
İki günden fazla olmuyor gündem.
Fırıl fırıl dönen deri koltuğa,
Kurularak dem-i devran sürersin.
Fakire bakmazsın, süslü konuğa,
Sarılarak dem-i devran sürersin.
Kıymetlisin altın bilezik gibi,
Üzerine güneş doğalı beri,
Yıllara takılıp gidiyor insan.
Hazan en son uçuruyor haberi,
Yellere takılıp gidiyor insan.
Süs değil ki hep duvara asıla,
Tamam eyleyerek altmış beş yılı,
Gönlünce bir ömür sürdü Halil Bey.
Lakin son senesi geçti acılı,
Eşini toprağa verdi Halil Bey.
Yanaştı kıyıya bir sessiz gemi,
Bu aşkın sözünü etmeyeceğim
Varsın ölene dek dursun içimde.
Ulu orta yanıp tütmeyeceğim,
Sen bil yeter hala korsun içimde
Eğlenceye döndü seni özlemek,
Küçük bir şehirdir deme nesi var,
Elmaların alı Yeşil Iğdır’da.
İddialı en az Malatya kadar,
Kayısının balı Yeşil Iğdır’da.
Hem havalar sıcak, hem de yürekler
Kahraman “Maraş’tan bir haber geldi”
Dediler ki; şehri yıktı bu deprem.
Güzergâhı bölgedeki her ildi,
Bir deste eyleyip yaktı bu deprem.
“Maraş, Maraş derler bu nasıl Maraş”
Dinlerin, dillerin, taşların şehri,
Hoşgörünün yüksek eşiği Mardin.
Bulandırmak ister kimi bu nehri,
Lakin hep korumuş birliği Mardin.
Tarihi uzanır en eski çağa,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!