buğulu gülüşlerle sarılırken ay denize,
yıldızlara el sallardı pencerelerden
sırılsıklam sardunyalar…
limon çiçekleri dedikoduya başlar,
doğrulurdu gölgeler miskin yatağından
ve içine dolardı kaldırımların kimsesiz ışığı...
bir evsizin avuçlarına yapışkan ürpertiler bırakırken gece,
martılar uçardı gün doğumuna, umursamaz...
kurgu bu değildi aslında;
serçeler serenat yapacaktı çileklere,
kırlangıçlar köşe kapmaca oynayacaktı uçurumlarda.
iğde kokulu o baygın yollarda,
ince memed’le ilk tanıştığımızda;
baş eğmez umutlarla yüklüydük daha.
güvercin bakışlı aydınlıkları sevecek,
kardelenlerle birlikte boyun uzatacaktık güneşe…
çakırdikenlerin turuncusuna takılmadan aklımız,
gökkuşağına yürüyecektik adım adım;
hayal arası dinlencelerde böyle sözleşmiştik.
ve sonra...
devşirme bir gülüş gelip oturdu yüzümüze.
özenti bir yaşamın, adını koyamadığımız dizeleri olduk;
çıngı gibi sıçradık kalemden kağıda;
italik, metalik ve yapay...
tükendik sayfa sayfa.
Kayıt Tarihi : 12.07.2015 16:43:00
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!