Mayalanmış tenim kara bağrına.
Ağır mıydı, beni saldın ey toprak?!
Ne elmas hoş gelir ne inci bana;
En güzel mücevher, altın ey toprak.
Seni aşkın oltasına,
Güzelliğin takmadı mı!
Beni hasret kovasına,
Sevmişliğim tıkmadı mı!
Nice ummanları gezdim,
Bırak insanlar ağlasın,
Dostlarının ardından.
Sokaklarında kar ve buz.
Dolmadı henüz yürekler;
Yetmez bir şehir dolusu yolu,
Tuzlamaya,
Deli bir seyyahtır, yokluğun sesi;
Avare dolaşır boş kulaklarda.
Bir kadeh sunacak kimi kimsesi
olsun diye bir gün hoş dudaklarda.
Gece siyah örtü, kar beyaz örtü;
Derdi, keyfi bir bu canın;
Bu aşk, bu yüz, bu düşünce...
Benliğim, korlu sevdanın
Yangın yerine düşünce.
Ellerinde küstüm otu.
Ne ben Yahudiydim ne de sen Alman.
Bir duvar ördün ki sen aramıza...
Bir duvar, ve lakin iki adı var;
Seninki "parçala"; benimki "ağla";
Ne ben Yahudiydim ne de sen Alman.
Yordu bata çıka gitmeler beni,
Ayağa toz vermez yollar nerede?
Yaktı alev bilmez tütmeler beni,
Ben yokum, duman yok, küller nerede?
Perdeler kapalı, pencere açık.
Baş değer tavana, kapı daracık.
Varsa mümkünatı, tünel kazıp çık.
Çocukken gelmiştim, çok yaramazdım.
Deliydim, yerimde pek duramazdım,
Çayırda kırlarda eğlenip gezdim.
Doğmamış bebeğe ölüm bileti,
Kürtaj bir hediye; medeniyet bu.
Makyajlı yüzlerin loş silüeti,
Benzemez gölgeye; medeniyet bu.
Zenginin fakire inayeti yok.
Şu Karadenuz çaldi,
Babacuğmin salinu.
Kimseler sormaz oldi,
Şu garibun halinu.
Geldi bir güzel geldi,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!