Oku Şiiri - Buse Dkn

Buse Dkn
3

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Oku

Herkesi ve her şeyi suçlayabiliriz. Hep mağdur olduğumuza inanabiliriz. En zor hayatı biz yaşamışızdır... Olumsuzluklar, ayrılıklar, kavuşmalar, hüzünler,acılar ,mutluluklar, sevinçler, sağlık sorunları hayatın içinde var olan parçalar,deneyimler.. En ağır yükü bizim taşıdığımıza, en büyük haksızlıklara bizim uğradığımiıza veya en ünlü en kariyer sahibi,en güzel ,en başarılı olduğumuza inanmak, egonun en tatlı uykusudur.
Oysa hayat; olumsuzlukları, ayrılıkları, kavuşmaları, hüzünleri, acıları, mutlulukları ve sağlık sorunlarını tek bir potada eriten devasa bir deneyim alanıdır. Her şey gelip geçerken.
Tüm bu hengamenin ortasında en çok neyi unuturuz biliyor musunuz?
Kendimizi.
İnsan, çoğunlukla kendi varlığından habersiz, bir yabancı gibi yaşar ve göçer bu dünyadan. Bugün birine aniden “Sen kimsin?” diye sorsanız, size ruhunu değil, etiketlerini anlatır. “Ben Ayla’m, iki çocuğum var, memurum, iyi bir insanım, kariyer basamaklarını tırmanıyorum…” ya da tam aksine “Hayattan darbe yemiş, sürekli şikayetçi biriyim…” der. Kurulan her cümle dış dünyaya, işe, eşe, çocuklara ve geçmiş deneyimlere açılan bir penceredir. Oysa pencerelerin açıldığı yer dışarı odaklıdır; içeride de dışarı odaklı kurgular vardır ve gerçekte ne olup bittiğini göstermez.
Bir de iç dünya vardır. O tabelasız, sessiz ve uçsuz bucaksız iç dünyadaki gerçek "sen" kimdir?
Dış dünyada ne kadar çok kapı açarsak, iç dünyamızın kapıları o kadar sıkı kapanır. Fark etmeden, kendi içimize uğramadan yaşar ve nihayetinde bilmeden geçer gideriz bu dünyadan. Denge dediğimiz o kutsal nizam, insanın iç ve dış dünyası arasında kurduğu köprüdür.
Çünkü evrensel bir yasa işler hayatın merkezinde: İçinizde ne varsa, dışarıya yansıttığınız odur. İçerideki kördüğüm dışarıda çatışma doğurur; içerideki dinginlik dışarıda cenneti inşa eder.
İnsanın en zor, en sancılı yüzleşmesi, o içteki kapıları araladığında karşısına çıkan yalın kendisidir. İçeride kapılar açıldıkça, dış dünyanın sahte pırıltıları ve kalabalıkları bir bir kapanır. Bilgelerin, ariflerin "yalnızlık" dediği o kutsal makam tam olarak burasıdır.
Kendinle dürüstçe yüzleşmek kolay değildir. Karşına hemen dikiliverir sinsi gardiyanlar: Ego, kibir, bitmek bilmeyen istekler ve duygusal bağımlılıklar… Doğduğumuz andan itibaren aile, çevre, statü ve içine doğduğumuz sistem ruhumuza görünmez ipler bağlar. Farkında olmadan kendi ellerimizle attığımız bu düğümleri, gün gelir çözmek isteriz.
Ama bu yolculuk, her şeyden önce büyük bir cesaretle başlar.
Kendine dönmeye, varlığını sorgulamaya başladığın o ilk an, içinde kutsal bir ateş yakarsın. Ve işte tam o anda zihin, bilinç, bilinçaltı, beden, duygular ve düşünceler arasında muazzam bir kaos başlar. Beden alıştığı konforlu sistemi, zihin ezberlediği karanlık düşünceleri, nefis ise bağımlı olduğu dünyevi arzuları diretir. Bilinç, bu direnişi dalga dalga bilinçaltına iletir. Sen değişmek, kabuğunu kırmak istedikçe, onlar seni eski yerine döndürmek için zihninde bambaşka korku senaryoları üretir.
Bu süreçte acele etmek, sağdan soldan gelişi güzel bilgiler toplamak zihnin kaosunu yatıştırmaz, aksine artırır. Bu yol, sakinlik ister. Kendinizle baş başa kalacağınız kaliteli yalnız zaman dilimleri, tefekkür, meditasyon, dua, sessizlik ve doğanın dingin ritmi gerekir. Felsefeyle beslenmek, insanlığın ortak mirası olan belgeselleri izlemek ve bu yola ışık tutmuş aydınların bilge düşünceleriyle yıkanmak gerekir. Ve en önemlisi: Sorgulamak…
Zira Sokrates’in de dediği gibi; sorgulanmamış bir hayat, yaşanmaya değer değildir; ziyan olmuş bir hayattır.
Durup sormalı insan:
Bedenim ne istiyor?
Ona her istediğini bilinçsizce veriyor muyum?
Sağlık açısından bana hangi gizli sinyalleri gönderiyor?
Beden sorgulamaz; ona ne verirsen onu sistemleştirir. Onu oburlaştırabilir, tembelleştirebilir, rutinin hapishanesine kapatabilirsin ya da tam aksine düzenli, dinamik bir yapı kurabilirsin. Beden sadece uyum sağlar. Tıpkı zihin gibi… Zihin de ne görürse, ne duyarsa, içine ne atarsan onu projelendirir; olumlu ya da olumsuz ayırt etmez. Bilinçaltı, bizim bilinçsizce yaptığımız seçimlerle suladığımız bir bahçedir.
O yanlışla doğruyu, iyiyle kötüyü bilmez; sadece yaratır. Sen “yok” dedikçe yokluk, “acı” dedikçe acı, “zor” dedikçe zorluk doğurur.
Duyduklarımız, konuştuklarımız, gördüklerimiz ve hissettiklerimiz… Hepsi sürekli bilgi toplayan ve yayan birer “wi-fi” ağı gibidir. Evliyaların, sufilerin az konuşması, her kelimeyi kırk kez tartıp öyle serbest bırakması bu yüzdendir. Onlar, ağızdan çıkan her sözün gerçeğe dönüşen bir frekans olduğunu bilirler.
Uyanış, insanın dışarıdaki uykusundan uyanıp kendine gelmesidir. İlk başta canın yanar. Tüm inandıkların, gerçek zannettiğin o yapay doğrular yerle bir olur. İnsanın alıştığı, sığındığı konfor alanını terk etmesi kolay değildir; sarsıcı bir cesaret ister. Her adımda donar kalırsınız.
Alıştığınız ortamlar, yüzeysel sohbetler, eski zevkler, renkler ve tatlar yavaş yavaş cazibesini yitirir. İnsanlardan ve gürültülü kalabalıklardan uzaklaşmaya başlarsınız.
Fakat unutmamalı ki, bu yolda gidiş evre evredir; sağlıklı ve emin adımlarla olur. Uçarak, kaçarak, acele ederek değil; sindire sindire yürünür. Aksi hâlde ruhun ve bedenin dengesi bozulur.
Büyük usta Yunus Emre’nin o zamansız dizelerinde söylediği gibi:“İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir,Sen kendini bilmezsen, bu nice okumaktır?”
Zaten kutsal kitabımız Kur'an-ı Kerim de o evrensel, sarsıcı emirle başlamaz mı?
"OKU!"
İnsanın kendini okuması ile başlar herşey..

Buse DKN
10/04/2022

Buse Dkn
Kayıt Tarihi : 23.07.2026 12:09:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!