Buse Dkn Şiirleri - Şair Buse Dkn

0

TAKİPÇİ

Buse Dkn

Aşkı sordum herkese
Aşk neydi
Tanımlar türedi
Kalbim hissetmedi
Aşkı sordum
Aynaya düşen suretime

Devamını Oku
Buse Dkn

Hayat,;sabahın ilk ışıklarıyla perdesini açan, ancak dekoru ve koreografisi çoğunlukla hiç değişmeyen devasa bir sahnedir. İnsan, her sabah yatağının hep aynı tarafından kalkar; ayakları refleks olarak aynı terlikleri bulur. Aynadaki tanıdık yüze bakıp dişlerini fırçalarken, zihin çoktan günün mekanik akışına teslim olmuştur. Çocuğa kondurulan o şefkatli öpücük, eşe söylenen aceleci bir "günaydın" ve telaşlı kahvaltı hazırlığı…
Hepsi, günün ilk ve en sıcak rolünün, aile içi sahnesinin açılış hareketleridir. Ardından hızla hazırlanıp kapıdan dışarı adım atılır ve o andan itibaren sahneler de, takılan maskeler de hızla başkalaşır.
Kadın, erkek, anne, baba, eş, memur, esnaf, yönetici ya da öğretmen… Toplumsal hiyerarşideki ve yaşamdaki yerimiz ne olursa olsun, kapıdan çıktığımız an durmaksızın kılık değiştiren birer aktöre dönüşürüz. İş yerindeki bir iş arkadaşıyla, sokaktaki komşuyla, dükkandaki müşteriyle ya da trafikte sabrımızı sınayan bir şoförle kurduğumuz her temas, ruh dünyamızda farklı bir frekansı tetikler. Her biriyle farklı bir diyalog, farklı bir his, farklı bir duygu durumu yaşarız.
İşin en çarpıcı yanı ise, bir tek günün yirmi dört saatlik dilimine bu kadar çok rolü ve maskeyi nasıl sığdırdığımızın farkında bile olmayışımızdır. Adeta görünmez bir elin yönettiği bir tiyatroda, kendi hayatımızı farkında olmadan oynarız.
Oysa bu oyun, sadece sahnede sergilenen mekanik reflekslerden ibaret değildir. Ağzımızdan dökülen her kelime, zihnimizin kuytularında büyüttüğümüz her düşünce ve hayata geçirdiğimiz her eylem, kader dediğimiz o büyük senaryonun yapı taşlarıdır. Attığımız her sıradan adımın, hayatımızı ve geleceğimizi şekillendiren canlı birer imza olduğunu gerçekten biliyor muyuz?
Hayatın kendine has, sarsılmaz evrensel kuralları ve döngüsel bir akışı vardır. Bizler oyunun büyüsüne kaptırıp bu kuralları unuttuğumuzda, farkında olmadan düşüncelerimizle ve kelimelerimizle senaryoya ekler yapar; oyun içinde yeni ve karmaşık oyunlar kurup onları oynamaya başlarız.

Devamını Oku
Buse Dkn

Herkesi ve her şeyi suçlayabiliriz. Hep mağdur olduğumuza inanabiliriz. En zor hayatı biz yaşamışızdır... Olumsuzluklar, ayrılıklar, kavuşmalar, hüzünler,acılar ,mutluluklar, sevinçler, sağlık sorunları hayatın içinde var olan parçalar,deneyimler.. En ağır yükü bizim taşıdığımıza, en büyük haksızlıklara bizim uğradığımiıza veya en ünlü en kariyer sahibi,en güzel ,en başarılı olduğumuza inanmak, egonun en tatlı uykusudur.
Oysa hayat; olumsuzlukları, ayrılıkları, kavuşmaları, hüzünleri, acıları, mutlulukları ve sağlık sorunlarını tek bir potada eriten devasa bir deneyim alanıdır. Her şey gelip geçerken.
Tüm bu hengamenin ortasında en çok neyi unuturuz biliyor musunuz?
Kendimizi.
İnsan, çoğunlukla kendi varlığından habersiz, bir yabancı gibi yaşar ve göçer bu dünyadan. Bugün birine aniden “Sen kimsin?” diye sorsanız, size ruhunu değil, etiketlerini anlatır. “Ben Ayla’m, iki çocuğum var, memurum, iyi bir insanım, kariyer basamaklarını tırmanıyorum…” ya da tam aksine “Hayattan darbe yemiş, sürekli şikayetçi biriyim…” der. Kurulan her cümle dış dünyaya, işe, eşe, çocuklara ve geçmiş deneyimlere açılan bir penceredir. Oysa pencerelerin açıldığı yer dışarı odaklıdır; içeride de dışarı odaklı kurgular vardır ve gerçekte ne olup bittiğini göstermez.
Bir de iç dünya vardır. O tabelasız, sessiz ve uçsuz bucaksız iç dünyadaki gerçek "sen" kimdir?

Devamını Oku