Herkesi ve her şeyi suçlayabiliriz. Hep mağdur olduğumuza inanabiliriz. En zor hayatı biz yaşamışızdır... Olumsuzluklar, ayrılıklar, kavuşmalar, hüzünler,acılar ,mutluluklar, sevinçler, sağlık sorunları hayatın içinde var olan parçalar,deneyimler.. En ağır yükü bizim taşıdığımıza, en büyük haksızlıklara bizim uğradığımiıza veya en ünlü en kariyer sahibi,en güzel ,en başarılı olduğumuza inanmak, egonun en tatlı uykusudur.
Oysa hayat; olumsuzlukları, ayrılıkları, kavuşmaları, hüzünleri, acıları, mutlulukları ve sağlık sorunlarını tek bir potada eriten devasa bir deneyim alanıdır. Her şey gelip geçerken.
Tüm bu hengamenin ortasında en çok neyi unuturuz biliyor musunuz?
Kendimizi.
İnsan, çoğunlukla kendi varlığından habersiz, bir yabancı gibi yaşar ve göçer bu dünyadan. Bugün birine aniden “Sen kimsin?” diye sorsanız, size ruhunu değil, etiketlerini anlatır. “Ben Ayla’m, iki çocuğum var, memurum, iyi bir insanım, kariyer basamaklarını tırmanıyorum…” ya da tam aksine “Hayattan darbe yemiş, sürekli şikayetçi biriyim…” der. Kurulan her cümle dış dünyaya, işe, eşe, çocuklara ve geçmiş deneyimlere açılan bir penceredir. Oysa pencerelerin açıldığı yer dışarı odaklıdır; içeride de dışarı odaklı kurgular vardır ve gerçekte ne olup bittiğini göstermez.
Bir de iç dünya vardır. O tabelasız, sessiz ve uçsuz bucaksız iç dünyadaki gerçek "sen" kimdir?
Dış dünyada ne kadar çok kapı açarsak, iç dünyamızın kapıları o kadar sıkı kapanır. Fark etmeden, kendi içimize uğramadan yaşar ve nihayetinde bilmeden geçer gideriz bu dünyadan. Denge dediğimiz o kutsal nizam, insanın iç ve dış dünyası arasında kurduğu köprüdür.
söz birliği etmişcesine
'aşk hastalığıdır bunun adı
ve çok sarsar insanı bu yaştan sonra'




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta