Eğitim Üzerine Yazılar:
ŞEKİLCİ EĞİTİM
Bu şekilci eğitime artık son verilmelidir. Bu aşırı şekilcilik eğitimin içini boşaltmış, onu varla yok arası bir yere getirmiştir. Dış görüntülerine aşırı özen gösterenlerin iç alemlerinin harab olduğunu bildiren peygamberin büyük düsturuyla biz de diyebiliriz ki; eğitimde dış görüntüye bu denli aşırı titizlik gösterilmesi onu içeriğinden koparmış, ona özünü kaybettirmiştir.
..
Eğitim Üzerine Yazılar:
DİL EĞİTİMİ ÜZERİNE 2
Bu konuda 2. yazım bu. Yıllardır kanayan yara olan dil eğitimindeki yanlışları kısaca anlattık. Şimdi çözüm önerilerine bakalım. Hastalığı teşhis ettik. Dili öğretemiyoruz yahut bu metotla dil öğrenilemiyor.
..
Eğitim üzerine yazılar:
OKULLARIN YENİDEN TANZİMİ
Bugünkü okulların öğrenciyi nefret ettiren, öğrenim psikolojisine tamamen aykırı, askeri nizamiye havasında, yeşilden ve spor alanlarından mahrum, iç mekanları hapishane koridor ve koğuşlarının birebir aynısı denebilecek stildedir.
Yeni mimari arayışlarıyla özel sektörün inşa ettirip devlete devrettiği okullar bile bu alanda fazla bir fark göstermiyor, ideal olana uzak yapılarıyla Türkiye’de eğitim mekanlarının eğitimi felç eden mekanlar olduğunu artık anlamanın zamanı gelmiştir.
Eğitimde ilk halledilmesi gereken budur ve bu konu aciliyyet gereken konuların başında gelir. Kent dışına taşınması zaruri hale gelmiştir tüm okulların. O da yetmez eğitim kampüsleri planlanmalı, doğu İslam, Osmanlı Selçuklu mimarisinin bir devamı olarak yapılacak binaların, bahçe peyzajından tüm mekânlarına kadar her şeyinin milli olması gerektiği açıktır.
..
ETÜT MERKEZLERİ
Dershanelerin bir yanılgı olduğunu, eğitim sistemine yardımcı değil, muhalif olduğu ve ona zarar verdiği gerçeğini ihtiyaç haline gelen etüt merkezleri ortaya çıkarmıştı birkaç yıldır. Örgün eğitim sistemi olan okullarda dersler zaten yapılmaktaydı. Yapılan bu dersleri aynı oranda işlemek, anlaşılan kısımlarla anlaşılamayanları tekrarlamak için bu külfete gerek yoktu.
..
Sevmeyi öğreteyim- ilk önce hece hece
Dostluğu kardeşliği-anlatayım güzelce
Çiçek bahçelerinin-içine götüreyim
Ekilmeyen toprağı-ellerimle süreyim
Soylu ulu çınarın-öğretmen sağlam kolu
Öğrenci ve gençlere-gösterir doğru yolu
Vatanı milletimi-methedeyim durmadan
..
Ben işçi, ben köylü, ben memur, ben esnaf, ben ev kadını, ben öğrenci... Biz tutuyoruz bu ülkeyi ayakta biz. İşçiyim üretiyorum, alın terimdir ürünlere kattığım. Geçinmekte zorlansam da her şeye rağmen baş kaldırmıyorum, asilik yapmıyorum kimselere. Yüreğimde iman, dolu dolu vatan sevgisi ve çalışkanlık. Çorba da benim de tuzum olsun diyerek harı harıl emek harcıyorum. Kimi zaman araba üretiyorum, kimi zaman mobilya, kimi petrol çıkarırken görürsünüz beni, kimi inşaatların çatılarında ölüme meydan okurum. Yitip giderim kimi zaman da iş kazası der geçer giderler, yine de gıkı çıkmaz geride bıraktıklarımın. Evvel Allah kadere teslimiyetimiz tamdır.
Bazı bazı karnını yararım toprağın, kazma ile kürek ile kimi traktörlerin üstünde. İyi bakarsam toprak bire on, bire yirmi verir, bakmadım mı beni yere serer devirir. Biliriz ki her şey Allah'ın dilemesi ile oluyor. Rızkı veren de odur, alan da, bundan gayrisi bizlere yalandır. Ben üretmesem nice olur haliniz. Nasıl ekmek yersiniz, nasıl soğana yumruk vurup cücüğünü bir lokmada yutarsınız, ayran içersiniz, ekmeklere bal reçel sürersiniz? Ben üretmesem, aç kalır bebeleriniz, süt bile içemezler. Gözleri görmez, kulakları duymaz olur. Hava yerine zehir solurlar.
Ben tutuyorum bu ülkeyi ayakta, Trafik Polisi olarak, ben. Kaç kere rüşvet teklif etti şoförler, hem de kaç kere, hepsini elimin tersi ile geri çevirdim. Çorba parası da nedir? Biz kendi çorbamızı alnımızın teri ile kazandığımız zaman içeriz hanımımızın, kızımızın elinden dedik, defalarca, anlamadılar tehditler savurdular, doğuya süreriz seni diye. Olsun, ne fark eder orası da vatan dedik, ama kursağımızdan haram lokma geçirmedik, bundan sonra da geçirmeyeceğiz. Bir banka da güvenlik görevlisi oluruz ya da vergi dairesinde memurluk yapışır sıfatımıza. Gümrüklerde bazı bazı kontrol memuruyuzdur. Zırnık koklatamazlar rüşvet ya da hediye adı altında, vazife kutsal, görev namustur, bizler onun için yaşarız. Şimdiye kadar gelen teklifleri geri çevirmemiş olsak, bulunduğumuz şehrin en zenginleri bile olurduk ki aslında şimdilerde çok daha zenginiz ''Paradan başka harcayacak hiç bir şeyi olmayanların aslında çok fakir ve de hakir insanlar olduklarını biliyoruz az çok.'' Yarın bir gün ahiret yolculuğuna çıkınca, cenazemizde, Hoca sorduğu zaman ''Merhumu nasıl bilirdiniz? '' diye, herkes gönülden ve içinden gelerek ''İyi bilirdik.'' desin, arkamızdan kötü konuşmasınlar. Sadece bunun için yoruyoruz kendimizi...
..
2009–2010 Eğitim ve öğretim yılı birinci dönemi sona eriyor. Öğrenciler karneleriyle evlere gelecekler ve evlerde çeşitli hikâyeler yaşanacak. Ancak sayın velilerimiz bu karneler sizin. Lütfen öğrencilerinizi yargılamadan önce kendi kendinizi yargılayın ve eleştirin. Bu dönem öğrencim için ben ne yaptım? Sorusun lütfen kendinize bir sorun.
Daha öğrenci okula başlamadan velilerimiz maalesef yanlışlarla başlıyorlar. Nedir yanlış olan? Öğrencilerini adam yerine koymadan kendi istediklerini ve kendi hayallerini çocuklarında yaşamak istiyorlar. Gerçek olan öğrenci yetenek ve kabiliyetleri kesinlikle dikkate alınmıyor.
Öğrenciler, okula yazdırıldıktan sonra öğrencinin psikolojik gelişim durumu ve okuldaki hal ve gidişatı takip edilmiyor, Öğrencileri evden okula göndermekle bu işin bittiği sanılıyor. Parasını vermek, defter, kitabını almak, servise vermek acaba yeterli sorumluluklar mıdır? Öğrencilerin çoğunun şikâyeti evlerinde kendileri ile ilgilenilmediği ve insan yerine konulmadığıdır.
Acaba hangi veli ergenlik içerisinde olan öğrencisini karşısına alıp ta onunla konuşabiliyor? Hangi veli öğrencisini okula gidip gitmediği konusunda okulla istişare içerisine girebiliyor? Hangi konularda başarılı olup olmadığını araştırıp, hangi veli altarnetatif öneriler sunabiliyor.
Kendi problemlerini öne sürüp, aylarca kontrolsüz bıraktıkları öğrencilerini ancak karne günü hatırlayan veliler acaba bu çocukların geleceklerinden ne bekliyorlar ve bu çocuklara kızma hakkını nerden bulabiliyorlar?
Öncelikle başarısızlıkların odağında aile, çevre, kişi, tercih, okul gibi etmenler vardır ama asıl olan önce elimizdeki çiçeğin farkında olabilmektir.
Acaba başarısızlıkta öğrencinin hiç mi suçu yok? Olmaz olur mu? Öğrenci öncelikle hedefini ailesi ile beraber iyi koymalıdır. Okul seçimini iyi yapmalıdır. Kendi yetenek ve kabiliyetlerinin farkında olmadır. Kendi hedeflerini önceden belirleyerek ona göre çalışmalarını şekillendirmelidir. Şu anda Türkiye de belli bir mevkide olabilmenin şartı mutlak ve mutlak herkesten iyi olmaktan geçmektedir. Torpil morpil diyebilirsiniz ama orta direk ailelerinin okumaktan başka çıkar noktası kesinlikle yoktur. Maalesef öğrencilerimiz hayalperest bir dünya oluşturmuşlar filimler de gördükleri gerçek olmayan dünyaları içerisinde ağlarını örmeye devam etmektedirler. Velilerin buradaki görevleri öğrencileri gerçeklerle tanıştırmaları ve onları iyi olana doğru yönlendirebilmeleridir.
..
EĞİTİMDE ÖDÜL CEZA DENGESİ
Geçmiş eğitim kurumlarında dayak iyi bir eğitim yolu olarak görülüyordu. Oysa Hz. Peygamberin sisteminde dayağa yer yoktu. Eğitimi özendirmeyen, bunu beceremeyen, bu konuda kafa yormayan düzenlerde dayak en kolay başvurulan eğitim vasıtası ceza aracı olarak görülmüştür.
Osmanlıda amin alaylarının yerin ve önemini bilmeyen nesilleriz biz. Şimdi biz o güne dair yazılan anılarda görebiliyoruz. Yahya kemal bu konuda bize epey bilgi aktarıyor. Bu anlatılanları gördükçe eğitimin felsefesinin bugünkünden tamamen farklı olduğunu anlıyoruz. Eğitime ilk başlayan çocuğa yapılan bu merasim onu eğitimin aşk neferi yapmakta, bu merasimle başlayan öğrenim tam bir aşk ve şevkle yapılmakta, ömür boyu zevk alınan bir meşgale haline getirilmektedir.
Oysa bu gün eğitime başlayan çocuk evden ayrılmanın acısıyla, soğuk okul koridorlarında hapishaneye tıkılmakta, alınan bu ilk intiba ömür boyu onu kovalamaktadır. O halde yapılması gereken nedir? Eğitime başlayışı bir şenlik havasıyla özel bir merasim içinde yapmak, onu bir şenliğe dönüştürmektir.
Bu ilk olumlu intibaının bir ömür sürmesi sağlanacak, eğitim sıkıcı, nefret edilen bir eylem değil, zevk alınan bir hobi haline gelmekteydi. Bu öğrenciyi eğitimin nesnesi değil, öznesi haline getirmekte, öğrenciye nesne değil birey muamelesini öngörmektedir.
Ayrıca eğitimi kitlesel değil bireysel hale getirmek zorunludur. Kitlesel eğitim insan bireyini yok etmekte, farklılıkları inkar etmekte, kişi benliğini ve yeteneklerini yok saymaktadırlar. Bir sınıfa tıkılan öğrenci kesimi Pavlov’un köpekleri gibi öğrenmeye mecbur kılınmakta, zevksiz ve renksiz, sıkıcı ve azap haline gelen eğitim baştan yararsız hale gelmekte, amacından sapmakta, tam aksi bir istikamete dönmektedir.
..
Köylü; DSP ile, Emekçi; DSP ile, Yazar; DSP ile, Öğretmen; DSP ile, Öğrenci; DSP ile, Anne; DSP ile, Baba; DSP ile, Evlat; DSP ile: VATAN! .
..
İnsanlar için bir şeyler yapmak,insanların aklını ve gönlünü tutuşturmaktan alınacak zevk,hayatı israf etmenin zevkinden çok daha büyüktür.Bu açıdan bakınca belki de Dünya'nın en şanslı insanlarıdır öğretmenler.Çevremizin daha aydınlık, mutluluk dolu,daha insanca yaşanabilir olması yolunda çalışmak gibi,yer yüzünü cennete çevirmek gibi kutsal bir görevin rozeti iliştirilmiştir yakalarına.Böylesine kutsal bir görevi üstlenebilme şansına sahip oldukları için şanslıdır öğretmenler.
Zorlukların çokluğu ve engellerin büyüklüğü onların yok olmasına sebep olmaz.Tam tersine onları daha da güçlendirir.
Ulus ve ülke çıkarlarına göz diken yabancı güçlere karşı dirençli olmanın en önemli yolu kültür ve uygarlık yönünden yüksek olmaktır.Bu anlamda çıtanın yükseltilmesinde de en büyük sorumluluk ve en etkin rol yine öğretmenlerindir.
Sorumlu bir öğretmen hiç bir öğrencisinin ışıksız bir ortamda yetişen zayıf ve soluk bir çiçek gibi olmasını istemez.Öğrenci zekasını kullanmayı,çalışkan, atak ve nazik olmayı da okuldan öğretmeninden öğrenir.Öğrenci öğretmene verilmiş bir emanettir.Onun zihinsel ve düşünsel gelişiminden öğretmen sorumludur.Öğrencinin beyni gibi yüreği de öğretmene emanet edilmiştir.Onlarda sağlam bir ahlaki yapı oluşturmak, merhametli,insanları ve doğayı seven, tüm canlıların yaşam hakkına saygı duyan.ülkesini ve tüm Dünya'yı önemseyen, koruyan saygılı bireyler olmayı öğretmek te öğretmenin görevidir.
Çocuğun ruhunun ateşini yakacak,onlara kanatlar takacak,dinamik düşünceli,uyanık ruhlu bireyler olmaları yolunda çalışmaktan yorulmayan, usanmayan,aksine heyecan ve zevk duyan özverili, örnek bir ustadır öğretmen...
..
elleri cebinde yalnız dolaşan
kadere küsmüş hali perişan
elinde kitabıyla dolaşan
bir öğrenci görürsen beni hatırla
boynunu bükmüş okula giden
..
“ Merhaba,
Semih, sana üzücü bir haberim var. Sınıfta kalmışsın. Bir arkadaşım için finansman dersine ait imtihan sonuçlarına bakıyordum. Senin adını da gördüm. İmtihana girmedi yazıyor. Hâlbuki sen buradaydın. Niye imtihana girmedin?
Girdiğin İstatistikten, İşletme finansmanından, Borçlar Hukuku derslerinden kalmışsın. Diğerlerini geçmişsin. Biliyorsun bir üst sınıfa geçmen için en fazla üç dersten kalma hakkın var. Girmediğin ders nedeniyle kaldığın ders dörde çıkıyor. Bu nedenle üçüncü sınıfa geçemiyorsun. İkinci sınıf derslerini geçmeden üçüncü sınıfa geçemeyeceksin.
..
Ey, sevgili öğrenci!
Duydum ki hediye verecekmişsin öğretmene.
Sensin ey, öğrenci!
Verilecek en güzel hediye.
Sen olursan çalışkan
Bir de gamzeli gülüşündür elbette
Pahalı bir armağan.
..
Sana sarı Tulpa sp.ler çaldım öğrenci laboratuvarından
@biyomann
Kime; Sana
Neyi; Sarı Tulipa sp.ler
Ne yaptın; çaldım
Nereden; öğrenci laboratuvarından :)
..
Bazılarımız öss nin kalkmasını istiyor,evet çok iyi olur ama yaklaşık 3 yüz bin kişilik kontenjana 1 milyon 7 yüz bin kişiyi nasıl seçip hakkıyla yerleştireceksiniz ki...
O yüzden öss kaldırılabilir gibi değil ama şöyle bir şey olsa istenilen bölüme daha kolay girmek adına nasıl olur:
malum meslek liseleri kaldırıldı ama genel liselerde alanlar seçildikten sonra,öğrencilere istediği bölümü ve o bölümde ne okutulabiliri farkettirmek adına:
mesela bir öğrenci doktor olmak istiyor bu öğrenciye öss de en yüksek puanı biyoloji netinin getirmesi sağlanacak olsa böylece öğrenci lisede biyolojiyi daha iyi öğrenmeye çalışır ha bakarki sonradan ben biyolojiyi sevmedim,anlamıyorum hele hele doktor hiç olamam deyip daha öss tercihi yapmadan kendini tehlikeden de kurtarmış olmaz mı?
tıp,biyoloji,genetik,ziraat mühendisliği,gıda mühendisliği,hemşirelik,diyetisyenlik... vb. bölümleri kazanmak için öğrenciye en çok puanı biyoloji ders neti getirse...sonra
kimya ağırlıklı bir bölümde okumak isteyene kimya neti
fizik konuları,alanı ağırlıklı bir bölümde okumak isteyene fizik neti
..
Her Bir Samimi Öğrenci; Duyarlılık Yüklü Öğretmeninin Cömert Paylaşımı ile: Haya-tına Mana Bulur! . Eğitim Gönüllü Öğret-menlerimizin Paylaşımlarından; Şahsi Çı-kar Elde Etme! . Yurdumuz Adına Düşün! . Şahsi Çıkarlar; Manevi Değerlerimiz O-lan, Tüm Hisleri, Yıpratır ve Köreltir! . Yurdumuza Adanmalı! . Vatan Sathınca; Yurdumuz İnsanlarının Huzur ve Umudu Adına Var Olmaya Çabala! . Ve Daima İler-le ki; Yurdumuza Yararlı Olabilmenin Fe-dakârlığında, Kendi Varlığına: Mana Ka-tabil! . ÇOK ÇOK; ŞÜKÜRLER! .
..
Sabah güneşi gibi-doğarsınız burçlara
Sizlerle sona erer-kalpteki bütün yara
Yağmur olur yağarsın-su verirsin yüreğe
Huzur mutluluk gelir-yukarıda bileğe
Öğretmen anlatırsa-beden ve ruhu çınlar
Öğrenci huzur bulur-mutlu olur insanlar
Bilgiyi tecrübeyi-sunarsın çocuk gence
..
Ben, hayata farklı bakmayı sevdim...
Hayata hep kuş bakışı baktım,
Ama kuş gibi bakmadım hiç…
Bakmaktan ziyade görmeyi,
Hissetmeyi, anlamayı,
Öğrenmeyi öğrendim hayattan...
Hep öğrenci oldum, hep öğrenci kalacağım...
..
72.
İklim değişir sonra soğuklar gelir vazgeçeriz bir tam bir öğrenci olmaktan sen gidersin ben ağlarım geçer sonra önce çok çok sonra çok sık sonra sık sık anar durur hislenirim buğu kalır sonra o da kaybolur anı olursun sonra hatırlar gülerim belki sonra senden sonra biri olur onu severim sonra sen hiç olmamış olursun aslında da ben sonradan anlamış olurum belki..
..
8 Mart 1955 yılının karlı bir kış günü noktalanan bir aşk hikayesi... Belediye reisinin kızı Ayten' i, zengin bir aile ister oğullarına. Görücü giderler, ertesi gün bütün mahallede duyulur bu. Aynı sokakta oturan Sümerbank'ta memur olan İsmail Demirtürk, bunu duyar duymaz 'Ayten, benim gelinim olacaktı.' diye ağlar. Eşi Zeliha Hanım, onu teselli etmek ister, 'Vermezler ki bize bey.' der. 'Hem Erdal daha öğrenci, olacak iş değil bu, unut...'der. Erdal, Ankara' da askeri öğrenci olarak Veteriner Fakültesine yeni girmiştir, altı çocuklu ailenin tek umudu, en büyük çocuk.
O gün çalışırken birden dayanamaz, işten eve gelir İsmail Efendi; hanımına seslenir, 'Hadi..hadi hanım..Kız olanı, bin kişi ister, bir kişi alır...Mirat Efendilere gidiyoruz akşam, ben Ayten'i oğluma isteyeceğim....'
'Ama' der Zeliha Hanım, 'Ama oğlumun haberi bile yok, ya kızarsa... ya şehirde bir başkasına gönül verdiyse.'
'Olur mu öyle şey! ' diye kükrer İsmail Demirtürk, 'O nasıl söz! İster! '
Gece, Mirat Efendilerin kapısı çalınır, çekinilerek. Zeliha Hanım ne kadar çekiniyorsa da mahallenin büyüğü Mirat Amca'dan ve Sıdıkanımdan divanın kıyısına şöylece ilişir. Utana sıkıla geliş sebeplerini söylerler, içlerinden de kovarlar mı, kızarlar mı endişesi geçmektedir ama Mirat Efendi, kendine yakışanı yapar ve 'Bir düşünelim.' der. O gece Demirtürkler için bitmeyecek bir gecedir.
Öte yanda Mirat Efendi misafirler gidince Ayten'i, evin en küçük kızını, çağırır yanına. Güzelleşip serpildi diye ilkokuldan sonra okutmadığı Ayten'i. 'Bak kızım, seni mahalleden iki aile de istedi... Biri hala okuyor, diğeri zengin, hali vakti yerinde. Ne dersin? ' Ayten, zaten kaç gündür kafası karmakarışık olan Ayten, yüzü kızarık bir şekilde başını öne eğer, gözünün önüne pırıl pırıl üniformasıyla Erdal gelir. Geçende izinliyken annesine gitmişlerdi de kapıdan gelmiş, 'Hoş geldiniz.' demişti. O an, farklı duygular geçmişti içinden ve şimdi babası onu soruyordu ama çekiniyordu babasına cevap vermeye. Mirat Efendi tekrar sordu, Ayten başı önce, yüzü nar gibi kızarık 'Erdal' dedi. Mirat Efendi, onun öğrenci olduğunu, işlerinin zor olacağını biliyordu ama...'Peki' dedi. Ertesi gün, her iki aile de haber almaya geldi. Zeliha Hanım, aldığı 'Olur, gelin söz keselim.' sözünün şaşkınlığı ile eve nasıl gittiğini bilemedi. Şimdi ne olacaktı? Erdal'ın haberi bile yoktu. İsmail Bey, Erdal'a telgraf çekti, Ankara'dan apar topar geldi Erdal... Şaşkındı, ama mutluydu. Babası haklı çıkmıştı...oğlu da Ayten'i beğendiğini ama vermezler, diye hiç konu etmediğini söyledi. Söz kesildi. Tatilde nişan yapıldı. Dört yıl...O okul bitene kadar geçen dört yıl. Ne mektuplar yazıldı, ne ayrılıklar yaşandı, ne tartışmalar....neler neler...Küçük bir şehirdi Yozgat. Öksürsen duyulurdu. Nişanlılar...zor günler geçirdiler...Dört koca yıl..Biter mi denen dört yılda 'Evlenebilirsek...kızımızın adı Serap olsun, bu düş belki bir gün gerçek olur.' dediler ve karlı bir 8 Mart günü gelinliği karların içinde düğün resimlerini çektirdi Ayten ve Erdal'ı...Gittiler ilk tayin yerlerine genç teğmen ve eşi; dört yıl nişanlılığın bir bavul dolusu mektuplarını yakıp yok ettiler. sadece yüreklerinde kaldı yaşadıkları, vuslata ermişlerdi ya artık!
....................
..



