/ ne tuhaf yaşanan önemsenen onca ‘an’ın geçip gidip ‘anı’ olması /
kendimi kendime böldüm
kendimle çiftleştirdim kendimi
içimde çılgın kuştum
kendimi vurup durdum kafese
Özlemini yadsımaktan yoruldu yüreğim. Ağlamayı hep başka güne ertelemek. Deveyi pire yapıp yaşamak.. Polyannacılık oynamak yani!
Uzaklığın en büyük dert içime. İkimizin de bildiği ama dile getirildiğinde birbirimizi acıtacak olduğundan şüphemiz olmayan, sözcüklerin arasında gizli gizli ağlayan bir duyguydu uzaklık.
Her mektubunda; bin bir umut, bin bir coşku! Hayatın nasıl da güzel olduğunu anlatıyor bana, yalan söylemekte gözlerin kadar beceriksiz olan yazın... Yazın; dağınık, söz dinlemez. Satır aralarına yükselmiş çoğu harflerin.a’ları ve o’ları bir tek ben ayırabilirim, çizgilerini unutmuşsun yine.. Oysa ben çok iyi bilirim ki aklın başında değilken böyledir yazın senin.
Mektubu ışığa tuttuğumda, benek benek izleri göz yaşının.“Burnumun direği sızlaya sızlaya yazdım“ diyemesen de sen, gözlerinde biriken yaşların, burnunun kenarından süzülüp kağıda damladığını bilirim ben. Benimkiler de öyle damlar mektuplarıma çünkü. Ağlayarak yazarız.. yine ağlayarak okuruz birbirimizin mektuplarını ve yine aynı yalan dökülür dudaklarımızdan: „Mektubunu sevinçle okudum! “
çözemediğim bir düğümdür yüzün
gövdemdeki iz gizlediğim mühür
kanırtan bir soru olup kendime
seni sorup duruyorum
-orda mısın?
kanımda dolaşan zehirdi bu gece sensizlilk
bir cinnet anının tek kurşunuyla vurulmuştum
intiharımdı geceyi kana boyayan
sonrası karanlıktı
ne sabaha umutlu
ne geceyle dost
bir yudum şarap oldum
geldim bu gece sana
al değdir dudağına
gezdir dilinde beni
genzinde buruk tadım
ne yana yürüsek
hayat sırtını dönüyor
ne yana baksak hayat
bir başka hayatla sınanıyor
her aşk kendi ölümünü içinde taşır!
çarmıhı sırtında taşıyan İsa gibi
nereye gittiysem oraya taşıdım seni
mutsuz çocukluk öyküleri ve
ertelenmiş düş izleriyle yüzünde
avuçlarımdan akıp giden hayatım mı
ben mi akıyorum hayatın avuçlarından?
sesimden kaçan bir sözcük olsam
seni yineleyip dursam burda
duyulur mu?
sen yokken
mayın döşeli tenim
bil ki
ellerinin değeceği her yer
infilak yerim!
her aşka bir ayrılık eki
her ölüme bir yaşam
bu kimin ölümü ki
her yer toz duman
bendim sendin senindim
Kaleminize yüreğinize sağlık.Sizi okumak güzel.