Her insan bir taleptir ve hep hüsranla sonuçlanır, özellikle modern evrede artarak, doğal olarak kendi bir şey yapmadan karşısındakinin ihtiyaçları karşılayan olmasını bekler, tabii bekler, böyle bir alışverişe kimse razı olmaz, neden bunda ısrar eder, hem yapısal, hem de dönemsel özelliklerin sıkıştırmasısyla şekillenir, bu pranga kırılabilir, işte o iman sayesinde, olur, neye, kuşkusuz temel özelliklere, yani kurucu fikrin rehbeliğinde, karşılıklılık ilkesinin güçlendirilmesine, bu biz iman ettik seyircilerine de has değildir, çünkü dönemsel cilveler, aklı başka yönlere odaklar, o yön beklenilen değil, beklenmiyen şekil alır, dökme çağı, kücük hilelerini tabii ki sürdürecek, kendine önem verenlerin kendinle mücadelesi, başkalarıyla karşılaşmaların sarmalında bir kez daha test edildiğinde sağlam duranın önü açık olabilir ancak, yoksa, çağ tabii ki huyundan vazgeçmeyecek. Üstelik bunun başkalarının ne yaptığıyla ilgisi de yoktur, hep sen sana düşeni yapmaya devam ederek ipi göğüsleyeceksin, kendini önemsemek budur gerçekte, havadan nem kapmada değil. Eskiler - sıkı can kolay çıkmaz - derken, sağlam duruşun kolaylık sağlayıcı özelliğini ve öte kazancının yolunu işaret ediyorlardı. Kolay gelsin, dünyaya gelmek en zor parkura giriş yapmaktır.
Şairler şizofreni hakkında bize psikiyatri ya da psikofarmakolojinin öğretebileceğinden daha çok şey öğretebilir. Ne de olsa onlar geçmişimizin katmanlarına inmeyi, imgesel ve semboliği, bilinçdışı bilgimizi başka yere taşıyacak şekilde birleştirmeyi öğrenmişlerdir. Belki şairler, şizofrenler tarafından deneyimlenen zihinsel kesişmeye yakın bir noktada duruyorlardır. Bunun nasıl olduğunu kim bilebilir. Gelecekte şizofreni hakkında bizi kim bilgilendirecek. Bunun için bekleyip görmemiz gerek.
Çev. Mehmet GÜRSEL.
Christopher BOLLAS, Şizofreninin gizemi kitabından, İngiliz Psikanalist, 40 yıllık klinik tecrübelerine istinaden yazıyor, 1943 doğumlu, 2015 tarihli Yale Üniversitesi yayınlarından çevrilmiş. Yani çalışma yeni, tecrübe eski, aynı tarihli MIT çalışmasından bahsetmiştim, sonuç getirmeyen, ve Freud un ünlü sözü - Ne zaman insanın derinliklerine indiysem, orda benden önce gelmiş bir şair buldum. - ve Hölderlin, - Tanrı sonsuz bir şiirdir. - Karl Jaspersin hem Filozof hem de Psikiyatr olarak Sınır durumlar çalışmalarını, Psikopatolojiye yaptığı katkıların iyi üniversitelerde hala çalışıldığını ilave edelim. Biraz ezbercilikten sıyrılmak, kolaycılığı kenara itmek, her zaman yarar sağlayabilir, önümüzü de iyi görürürüz, göremeyen duvarla tanışabilir çünkü. Bilimsel diyenler için küçük bir not. Her şizofrenik yapı deliliği işaret etmez, öyle olsaydı binlerce yıldır milyarlarca dünya ziyaretçisinden iki sayfa vahiy-şiir kaydına raslanırdı, ama, yok. tek örnek Hz. Muhammed, vahiy şiirlerin tek tük raslandığı hikmet şairlerini zaten belirttim, ama, sadece tek tük. milyonlarca dünyayı görmüş şizofrenden bir iki bir şey kalırdı, olay psikiyatri konusuysa eğer, yok. ne şizofren olanında ne de olmayanından. jaspersin sınır durum çalışmaları bildiğim kadarıyla Türkçede yok, tıbbi olanlara gerek görülmemiş, herhalde, felsefi çalışmalarının bir kısmı var. Meraklısı bakabilir. Kolay gelsin.
Bütün tarih neredeyse, toplulukların çoğunluğunun katıldığı, küçük bir yüzdenin de gücü yetmediği için uzak durduğu, irili ufaklı olaylarla bezenmiş bir şer tarihidir, neden böyledir, insan olma parkuru meşakkatlidir, herkes de uğraşmaz, kolayca genel eğilime katılır, ve elenir, zaten lazım değildir, konunun güçleştirilmesi, kim daha çok gayret gösterecek ve asılacak açığa çıkması içindir, onun için ipi göğüslemek, dünyayı sanılanın çok ötesinde bir güçlüğe yuvarlar, bunun mantığını sorgulamak isteyen, şimdiden daha iyisini kendi yaratmaya başlayabilir, olursa, yoksa, rehberin gereğini yapar, güçlüğüne de katlanır, esenliğin başka çözümünü bilen varsa da, doğru onu dinlemeye gider, herkes için değil önerilerimiz zaten. Çünkü herkes diye bir şey yoktur, adanmışlar vardır.
Esirgeyen bağışlayan, sadece esaslarına bağlılığı ömrünce sapmadan takipçisi olmuşlara, o da burda değil, parkuru tamamladıktan sonra. burda şunu yaptım, ama olmadı diyen, boş beklenti sahipleri, kendilerine, araba, ev almayacağını, çocuğunu ya da sevdiklerini korumayacağını bilmeli, onlar sağlık ve aklın bağışında sorun yoksa, kendi emeğinin sonuçları olabilir ancak, ama, bu hedefe giderken, yanlış yapmamak, parkur - ömür - bitince korumaya alındın anlamına gelir, yapmayan konumuz değil, gidince zaten öğrenecek.
Çoktan seçmenin mantığı, esaslara bağlılıkta adanış gereğince, asılmayan da asılmaz, bu kadar meşakkati neden çeksin, güdüler her zaman daha tatlıdır, fazladan uğraşmanın alemi yok zaten, çok da lazım değil ayrıca, acımış bir şans vermiş, herkes biricik, - parmak izi, göz retinası - fırsat özel, istediğin gibi sarfedersin, kime ne, sonucu seni ilgilendiriyor, modern evrede o gayret de pek görülmez, tüketim çağının albenisi, varolan bencilliğin artışı, adam avlar, diğer dönemlerden daha düşük düzeyde seyreder, bu gönüllülük esaslı bir gayretin, inanışın, bilgiyle ve yaşamla harmanlanışıdır, kolay yoldan çözümü varsa, ben bilmiyorum, bilen varsa oraya gitmek yararlı olur. Burası vakit kaybı.
Fethin eylem gözü, ne dışardadır, ne içerde, kendini kuran kendinin toplayıcı durağanlığında kesifleşen, etkileşim dolayımlı yaşayışında, dikkat ve öngürüyü besleyen bilgiyle, keskinleşen duyarlığın ön açması. Karanlığa batmış, bir kaybolmayan yıldızın görünür olması.
Tanrı kendi içinde vahiydir, kendinden başka hiçbirşeyi açığa vurmayan saf vahiy, onun kendi kendini vahyetmesi, herşeyi hiçlikten kopartmasıdır, yaşamdan mutlak zevk alan vahiy, Tanrı sevgidir çünkü hayat kendini sonsuzca sever, yaratılış bir dışsallık olarak açılır, oysa yaşam kendini ve canlıları sürekli üretir, Tanrının sonsuz yaşamı ebedi şimdinin doğuşudur, kötülükse yaşamı inkar ve saldırıdır, Tanrı yokmuş gibi yaşamanın bencilliğidir. Hayat saf bir deneyimin ötesinde, benliği yetiştirmektir, kendini yoğun deneyimleme, kendinden zevk alma olarak tezahür edince, hayatı durağan yapan dışardakinin içteki ebedi hareketiyle, acıdan neşeye geçişi olanaklı kılan, sanat bunu yapabiliyorsa gerçektir.
Michel HENRY, 2002, Fransız Filozof.
Hayat kendi süzgecinde damıtılmadan, gerçekliğine kavuşamıyor, yeni deneyimlere bol şans, ve gayret.
Bir apaçıklığın bilgisi, apaçıklığı nedeniyle ulaşılmazlık vasfını korur, kendini bilgisizliştiren bir öge olarak, bilgi alanımıza girdiğinde, o alanda değilizdir belki, buluşmanın biz istediğimiz için öyle olması gibi, gerçekliğini kendi kurar biz de yer almaz, öyle görürüz, sonrası düşünülenin uzağına düşen ilişkiler ağında açığa çıkar, edinilmemişin biz de yeri yoktur çünkü, uzağından geçer gideriz.
Kutsal değil mi yüreğim, daha güzel yaşamla dolmadı mı, ben sevmeye başlayalı, neden bana daha çok değer verdiniz, daha mağrur daha yabaniyken ben, sözüm daha çok, kendim daha boşken. Ah, Pazar yerinde geçerli olanı sever kalabalık, kölelerse ancak zorbaları sayarlar. Yalnız tanrımsı olanlar, inanırlar tanrılara.
Yukarlara çıkmak istiyorsanız, kendi bacaklarınızı kullanmalısınız. Kendinizi taşıtmayasınız, yabancıların sırtına, kafasına binmeyesiniz. Ama, gerçek insanlarım yok daha, Bu benim sabahım, benim gündüzüm başlıyor, gel artık, gel, ey büyük öğle.
Yani gerçek insan güneşi dorukta deneyimleyen insan, bunu da kendi gücüyle yapmak zorunda modern evrede, çünkü, tarımsal dönemin dayanışma içeren ortamı çekiliyor sahneden, herkes tek başına, zaten kazanmanın, geçimin zorlaştığı ortamda, iyice tek başınasın, demek ki, sanılanın aksine değerlere eskisinden daha çok ihtiyacın var, hiççiliğin değil, değerlerin dünyasının çıkış yolu olabileceğinin manifestosudur aslında, ama, eski yaşanılan alışkanlıkların yöntemi olanlarla değil, yeni aşamanın getirdiği duruma uyumla, değeri bünyene sindirerek, onlar zaten zamanın başından beri her coğrafyada, her aşamada aynı, farkı yeni sınav dönemlerinde farklılaşan durumlarla, soruların başkalaşması, aynı soruları, yeni biçimlerle cevaplama yeteneğine katkı yapıyor, yani - ipe sıkı sarılma - esasında değişen bir şey yok, sadece yeni konumun farklı, daha çok istismarın görüldüğü bu aşamada öldürdüğün Tanrı, aslında, her yerde sinmiş varlığını, gerçek boyutuna taşıyacak doğallığı koruyabilirsen gene görünüm alanında olacak, ama üstüme çeker yorganı yatarım, görmem olur biter, işime bakarım dediğinde, işine bakılır gerçekten, hiçbir şeyi örtemezsin çünkü, varolan hep vardır, sen var mısın meçhul olan o, ama, olabilirsin o da ne kadar görünür sende, görünür kalman için, olayın anahtarı bu, yoksa hiçbir kapının açılacağı falan yok, sen açmanın gayretine girince başlayacak, başkalaşım, süresizlik, adım atmakla, kendi patikasını işaret ediyor. Kolay gelsin.
Her insan bir taleptir ve hep hüsranla sonuçlanır, özellikle modern evrede artarak, doğal olarak kendi bir şey yapmadan karşısındakinin ihtiyaçları karşılayan olmasını bekler, tabii bekler, böyle bir alışverişe kimse razı olmaz, neden bunda ısrar eder, hem yapısal, hem de dönemsel özelliklerin sıkıştırmasısyla şekillenir, bu pranga kırılabilir, işte o iman sayesinde, olur, neye, kuşkusuz temel özelliklere, yani kurucu fikrin rehbeliğinde, karşılıklılık ilkesinin güçlendirilmesine, bu biz iman ettik seyircilerine de has değildir, çünkü dönemsel cilveler, aklı başka yönlere odaklar, o yön beklenilen değil, beklenmiyen şekil alır, dökme çağı, kücük hilelerini tabii ki sürdürecek, kendine önem verenlerin kendinle mücadelesi, başkalarıyla karşılaşmaların sarmalında bir kez daha test edildiğinde sağlam duranın önü açık olabilir ancak, yoksa, çağ tabii ki huyundan vazgeçmeyecek. Üstelik bunun başkalarının ne yaptığıyla ilgisi de yoktur, hep sen sana düşeni yapmaya devam ederek ipi göğüsleyeceksin, kendini önemsemek budur gerçekte, havadan nem kapmada değil. Eskiler - sıkı can kolay çıkmaz - derken, sağlam duruşun kolaylık sağlayıcı özelliğini ve öte kazancının yolunu işaret ediyorlardı. Kolay gelsin, dünyaya gelmek en zor parkura giriş yapmaktır.
Şairler şizofreni hakkında bize psikiyatri ya da psikofarmakolojinin öğretebileceğinden daha çok şey öğretebilir. Ne de olsa onlar geçmişimizin katmanlarına inmeyi, imgesel ve semboliği, bilinçdışı bilgimizi başka yere taşıyacak şekilde birleştirmeyi öğrenmişlerdir. Belki şairler, şizofrenler tarafından deneyimlenen zihinsel kesişmeye yakın bir noktada duruyorlardır. Bunun nasıl olduğunu kim bilebilir. Gelecekte şizofreni hakkında bizi kim bilgilendirecek. Bunun için bekleyip görmemiz gerek.
Çev. Mehmet GÜRSEL.
Christopher BOLLAS, Şizofreninin gizemi kitabından, İngiliz Psikanalist, 40 yıllık klinik tecrübelerine istinaden yazıyor, 1943 doğumlu, 2015 tarihli Yale Üniversitesi yayınlarından çevrilmiş. Yani çalışma yeni, tecrübe eski, aynı tarihli MIT çalışmasından bahsetmiştim, sonuç getirmeyen, ve Freud un ünlü sözü - Ne zaman insanın derinliklerine indiysem, orda benden önce gelmiş bir şair buldum. - ve Hölderlin, - Tanrı sonsuz bir şiirdir. - Karl Jaspersin hem Filozof hem de Psikiyatr olarak Sınır durumlar çalışmalarını, Psikopatolojiye yaptığı katkıların iyi üniversitelerde hala çalışıldığını ilave edelim. Biraz ezbercilikten sıyrılmak, kolaycılığı kenara itmek, her zaman
yarar sağlayabilir, önümüzü de iyi görürürüz, göremeyen duvarla tanışabilir çünkü. Bilimsel diyenler için küçük bir not. Her şizofrenik yapı deliliği işaret etmez, öyle olsaydı binlerce yıldır milyarlarca dünya ziyaretçisinden iki sayfa vahiy-şiir kaydına raslanırdı, ama, yok. tek örnek Hz. Muhammed, vahiy şiirlerin tek tük raslandığı hikmet şairlerini zaten belirttim, ama, sadece tek tük. milyonlarca dünyayı görmüş şizofrenden bir iki bir şey kalırdı, olay psikiyatri konusuysa eğer, yok. ne şizofren olanında ne de olmayanından. jaspersin sınır durum çalışmaları bildiğim kadarıyla Türkçede yok, tıbbi olanlara gerek görülmemiş, herhalde, felsefi çalışmalarının bir kısmı var. Meraklısı bakabilir. Kolay gelsin.
Bütün tarih neredeyse, toplulukların çoğunluğunun katıldığı, küçük bir yüzdenin de gücü yetmediği için uzak durduğu, irili ufaklı olaylarla bezenmiş bir şer tarihidir, neden böyledir, insan olma parkuru meşakkatlidir, herkes de uğraşmaz, kolayca genel eğilime katılır, ve elenir, zaten lazım değildir, konunun güçleştirilmesi, kim daha çok gayret gösterecek ve asılacak açığa çıkması içindir, onun için ipi göğüslemek, dünyayı sanılanın çok ötesinde bir güçlüğe yuvarlar, bunun mantığını sorgulamak isteyen, şimdiden daha iyisini kendi yaratmaya başlayabilir, olursa, yoksa, rehberin gereğini yapar, güçlüğüne de katlanır, esenliğin başka çözümünü bilen varsa da, doğru onu dinlemeye gider, herkes için değil önerilerimiz zaten. Çünkü herkes diye bir şey yoktur, adanmışlar vardır.
Esirgeyen bağışlayan, sadece esaslarına bağlılığı ömrünce sapmadan takipçisi olmuşlara, o da burda değil, parkuru tamamladıktan sonra. burda şunu yaptım, ama olmadı diyen, boş beklenti sahipleri, kendilerine, araba, ev almayacağını, çocuğunu ya da sevdiklerini korumayacağını bilmeli, onlar sağlık ve aklın bağışında sorun yoksa, kendi emeğinin sonuçları olabilir ancak, ama, bu hedefe giderken, yanlış yapmamak, parkur - ömür - bitince korumaya alındın anlamına gelir, yapmayan konumuz değil, gidince zaten öğrenecek.
Çoktan seçmenin mantığı, esaslara bağlılıkta adanış gereğince, asılmayan da asılmaz, bu kadar meşakkati neden çeksin, güdüler her zaman daha tatlıdır, fazladan uğraşmanın alemi yok zaten, çok da lazım değil ayrıca, acımış bir şans vermiş, herkes biricik, - parmak izi, göz retinası - fırsat özel, istediğin gibi sarfedersin, kime ne, sonucu seni ilgilendiriyor, modern evrede o gayret de pek görülmez, tüketim çağının albenisi, varolan bencilliğin artışı, adam avlar, diğer dönemlerden daha düşük düzeyde seyreder, bu gönüllülük esaslı bir gayretin, inanışın, bilgiyle ve yaşamla harmanlanışıdır, kolay yoldan çözümü varsa, ben bilmiyorum, bilen varsa oraya gitmek yararlı olur. Burası vakit kaybı.
Fethin eylem gözü, ne dışardadır, ne içerde, kendini kuran kendinin toplayıcı durağanlığında kesifleşen, etkileşim dolayımlı yaşayışında, dikkat ve öngürüyü besleyen bilgiyle, keskinleşen duyarlığın ön açması. Karanlığa batmış, bir kaybolmayan yıldızın görünür olması.
Tanrı kendi içinde vahiydir, kendinden başka hiçbirşeyi açığa vurmayan saf vahiy, onun kendi kendini vahyetmesi, herşeyi hiçlikten kopartmasıdır, yaşamdan mutlak zevk alan vahiy, Tanrı sevgidir çünkü hayat kendini sonsuzca sever, yaratılış bir dışsallık olarak açılır, oysa yaşam kendini ve canlıları sürekli üretir, Tanrının sonsuz yaşamı ebedi şimdinin doğuşudur, kötülükse yaşamı inkar ve saldırıdır, Tanrı yokmuş gibi yaşamanın bencilliğidir. Hayat saf bir deneyimin ötesinde, benliği yetiştirmektir, kendini yoğun deneyimleme, kendinden zevk alma olarak tezahür edince, hayatı durağan yapan dışardakinin içteki ebedi hareketiyle, acıdan neşeye geçişi olanaklı kılan, sanat bunu yapabiliyorsa gerçektir.
Michel HENRY, 2002, Fransız Filozof.
Hayat kendi süzgecinde damıtılmadan, gerçekliğine kavuşamıyor, yeni deneyimlere bol şans, ve gayret.
Bir apaçıklığın bilgisi, apaçıklığı nedeniyle ulaşılmazlık vasfını korur, kendini bilgisizliştiren bir öge olarak, bilgi alanımıza girdiğinde, o alanda değilizdir belki, buluşmanın biz istediğimiz için öyle olması gibi, gerçekliğini kendi kurar biz de yer almaz, öyle görürüz, sonrası düşünülenin uzağına düşen ilişkiler ağında açığa çıkar, edinilmemişin biz de yeri yoktur çünkü, uzağından geçer gideriz.
Kutsal değil mi yüreğim, daha güzel yaşamla dolmadı mı,
ben sevmeye başlayalı, neden bana daha çok değer verdiniz,
daha mağrur daha yabaniyken ben, sözüm daha çok, kendim
daha boşken. Ah, Pazar yerinde geçerli olanı sever kalabalık,
kölelerse ancak zorbaları sayarlar. Yalnız tanrımsı olanlar,
inanırlar tanrılara.
HÖLDERLİN, 1843, Alman Şair,
Çev. Turan OFLAZOĞLU.
Yukarlara çıkmak istiyorsanız, kendi bacaklarınızı kullanmalısınız. Kendinizi taşıtmayasınız, yabancıların sırtına, kafasına binmeyesiniz. Ama, gerçek insanlarım yok daha, Bu benim sabahım, benim gündüzüm başlıyor, gel artık,
gel, ey büyük öğle.
Yani gerçek insan güneşi dorukta deneyimleyen insan, bunu da kendi gücüyle yapmak zorunda modern evrede, çünkü, tarımsal dönemin dayanışma içeren ortamı çekiliyor sahneden, herkes tek başına, zaten kazanmanın, geçimin zorlaştığı ortamda, iyice tek başınasın, demek ki, sanılanın aksine değerlere eskisinden daha çok ihtiyacın var, hiççiliğin değil, değerlerin dünyasının çıkış yolu olabileceğinin manifestosudur aslında, ama, eski yaşanılan alışkanlıkların yöntemi olanlarla değil, yeni aşamanın getirdiği duruma uyumla, değeri bünyene sindirerek, onlar zaten zamanın başından beri her coğrafyada, her aşamada aynı, farkı yeni sınav dönemlerinde farklılaşan durumlarla, soruların başkalaşması, aynı soruları, yeni biçimlerle cevaplama yeteneğine katkı yapıyor, yani - ipe sıkı sarılma - esasında değişen bir şey yok, sadece yeni konumun farklı, daha çok istismarın görüldüğü bu aşamada öldürdüğün Tanrı, aslında, her yerde sinmiş varlığını, gerçek boyutuna taşıyacak doğallığı koruyabilirsen gene görünüm alanında olacak, ama üstüme çeker yorganı yatarım, görmem olur biter, işime bakarım dediğinde, işine bakılır gerçekten, hiçbir şeyi örtemezsin çünkü, varolan hep vardır, sen var mısın meçhul olan o, ama, olabilirsin o da ne kadar görünür sende, görünür kalman için, olayın anahtarı bu, yoksa hiçbir kapının açılacağı falan yok, sen açmanın gayretine girince başlayacak, başkalaşım, süresizlik, adım atmakla, kendi patikasını işaret ediyor. Kolay gelsin.