Gonca artık bel kırıp, gelmez gül bahçesine, Sabah uğramaz artık bu eşiğe bir daha, Bülbül ötmez, dem çekmez, unutmuş şakımayı, Sesini duyamazsın, vursa sazın bağrına. Bağrı kanla doludur, çimende goncaların, Hasretle feryad eder, bülbüller ağaçlarda, Benim sultanım odur, o bilir eksiğimi, Bir şey istemek için varamam başkasına.
İki cihan kaygısından, uzak dur ey nesimi. Gönül arılığı ile Tanrıya bağlanasın. Şu, körpe güzeli gör, bal akar dudağından. Nasıl olur da güneş, gücenmez yanağından.
Seyyid Nesimi,
Cana can katan tuttuğun el. Sağlık sigortan, en masrafsızı.
Har içinde biten gonca güle minnet eylemem. Arabi, Farisi bilmem, dile minnet eylemem. Sıratı müstakim üzre gözetirim rahimi, İblisin talim ettiği yola minnet eylemem. Bir acaip derde düştüm, herkes gider karına, Bugün buldum, bugün yerim, hak kerimdir yarına. Zerrece tamahım yoktur, şu dünyanın varına, Rızkın veren hüdadır, kula minnet eylemem. Yeryüzün halifesi, hünkara minnet eylemem.
İnsanın en küçük parçalarına doğru geri çekilmesidir, artık hücrelerine sığınmaktan başka çaresi yoktur, halbuki dünyadan amaç o değil, gelişip, serpilmen, ki ağacın tanımsıza doğru boy versin, ondan İsmail Hakkı, - Yeni ilmi Kelam Kitabında, - Atom imsansızdır, - diyor, orda yaşayamazsın, o bir sıkışmışlık hali, kendi elinle yükseliş umut ederken, kendini köşeye sıkıştırdın. Hayat oyunu, alay ederler....gene tek seçeneğin, kaynaktan içmek, seçeneği yok, sadece bir sanı, gömüldün mü, çıkışta yok. Kolay gelsin.
Aydınlanmayla birlikte gelen zenginleşme, makinanın hayatımıza girerek kolaylaştırdığı hayat, makinamızı bozarak yerine kendini ikame ettiğinde kaybettiklerimizle kıyaslayınca yeni aşamanın bir kültür mü, gözü doymazlık mı yarattığını, ipimizi çeken aynı zamanda, geçmişin insanlarının yarın ölürsek ne işime yarar bu eşyalar kültürünün tepesine çıktı, şimdi o tepeden düşerse, kaybettiği her şey ona kültürü öğretir, bunu Avrupa fazlasıyla 20. Yüzyılın ilk yarısında öğrendi, senin de kültürün artar artık madem o kadar güveniyorsun, onlara yardım ettiği kadar sana da eder, dünyayı altından çekerken, üstelik eskiler gibi, başak bir dünya umudun da yok, kalakaldın yarattığın kültür sanrısının girdabında, şimid neyle tanışacaksın, onu bekliyorsun, sürpriz olursa da, işini şansa bırakmasaydın. Kolay gelsin.
Varoluşun ayıbı olmaz, ama, yokoluş ayıptır, onun için varkalmanın biricik şartı, rehberi sıkı takıp, tavizsiz, doğruluğun istediğin ölçüde olanı yoktur, tamamı vardır, bu konu da oyuncak değildir, göze almıyorsan, beklentin de yok demektir, o zaman hakkın razı olursun, zaten istemesen de razı eder, günü gelince, en iyisi sağlam yere bağla varlığını. Daha kolay, asıl zor olan sonraki eziyet, ondan idrak şart.
Olmayanın oluşu bir varsayım, bir oluş, varın, varlıktan çekilirken kurduğu varlıktır.
Gereksizin gereklilik olduğu yerde, gerekli gereğinden ayrılır, gereken kadarı, kendi yerini ayırır, gereksiz yuvasının imkanını üretir. Güzeldir.
Gonca artık bel kırıp, gelmez gül bahçesine,
Sabah uğramaz artık bu eşiğe bir daha,
Bülbül ötmez, dem çekmez, unutmuş şakımayı,
Sesini duyamazsın, vursa sazın bağrına.
Bağrı kanla doludur, çimende goncaların,
Hasretle feryad eder, bülbüller ağaçlarda,
Benim sultanım odur, o bilir eksiğimi,
Bir şey istemek için varamam başkasına.
Seyyid NESİMİ, Türk Dahisi, Daima.
İki cihan kaygısından, uzak dur ey nesimi.
Gönül arılığı ile Tanrıya bağlanasın. Şu,
körpe güzeli gör, bal akar dudağından.
Nasıl olur da güneş, gücenmez yanağından.
Seyyid Nesimi,
Cana can katan tuttuğun el. Sağlık sigortan, en masrafsızı.
Binayı Kibriyadır. - Seyyid Nesimi, - Allahın azameti - , 14. Yüzyıl.
Har içinde biten gonca güle minnet eylemem.
Arabi, Farisi bilmem, dile minnet eylemem.
Sıratı müstakim üzre gözetirim rahimi,
İblisin talim ettiği yola minnet eylemem.
Bir acaip derde düştüm, herkes gider karına,
Bugün buldum, bugün yerim, hak kerimdir yarına.
Zerrece tamahım yoktur, şu dünyanın varına,
Rızkın veren hüdadır, kula minnet eylemem.
Yeryüzün halifesi, hünkara minnet eylemem.
Seyyid Nesimi, Türk Dahi ŞAİR.
Sonsuz yaşamın kaşifleri.
Bir sonbahar yaprağındaki damarlardan akan ışıkta parlar hayat, göremezsen yere düşer, kimse de kaldıramaz, bir daha. Hayat oyunu.
İnsanın en küçük parçalarına doğru geri çekilmesidir, artık hücrelerine sığınmaktan başka çaresi yoktur, halbuki dünyadan amaç o değil, gelişip, serpilmen, ki ağacın tanımsıza doğru boy versin, ondan İsmail Hakkı, - Yeni ilmi Kelam Kitabında, - Atom imsansızdır, - diyor, orda yaşayamazsın, o bir sıkışmışlık hali, kendi elinle yükseliş umut ederken, kendini köşeye sıkıştırdın. Hayat oyunu, alay ederler....gene tek seçeneğin, kaynaktan içmek, seçeneği yok, sadece bir sanı, gömüldün mü, çıkışta yok. Kolay gelsin.
Aydınlanmayla birlikte gelen zenginleşme, makinanın hayatımıza girerek kolaylaştırdığı hayat, makinamızı bozarak yerine kendini ikame ettiğinde kaybettiklerimizle kıyaslayınca yeni aşamanın bir kültür mü, gözü doymazlık mı yarattığını, ipimizi çeken aynı zamanda, geçmişin insanlarının yarın ölürsek ne işime yarar bu eşyalar kültürünün tepesine çıktı, şimdi o tepeden düşerse, kaybettiği her şey ona kültürü öğretir, bunu Avrupa fazlasıyla 20. Yüzyılın ilk yarısında öğrendi, senin de kültürün artar artık madem o kadar güveniyorsun, onlara yardım ettiği kadar sana da eder, dünyayı altından çekerken, üstelik eskiler gibi, başak bir dünya umudun da yok, kalakaldın yarattığın kültür sanrısının girdabında, şimid neyle tanışacaksın, onu bekliyorsun, sürpriz olursa da, işini şansa bırakmasaydın. Kolay gelsin.
Varoluşun ayıbı olmaz, ama, yokoluş ayıptır, onun için varkalmanın biricik şartı, rehberi sıkı takıp, tavizsiz, doğruluğun istediğin ölçüde olanı yoktur, tamamı vardır, bu konu da oyuncak değildir, göze almıyorsan, beklentin de yok demektir, o zaman hakkın razı olursun, zaten istemesen de razı eder, günü gelince, en iyisi sağlam yere bağla varlığını. Daha kolay, asıl zor olan sonraki eziyet, ondan idrak şart.
Uzundur bir türlü güne varmayan şu gece. - Macbeth, SHAKESPEARE, İngiliz Dahi Şair, Oyun Yazarı.