Bağlantı kurulmaz, bağlantıyı kurar, cana düşen, nüveyi yetiştirmektir, bir gülü su verir gibi, tarayıcıda görünür olmak için, rehberi ondan ihmat etmemeli, iyi anlayarak. Her şeyin ölümü, ezberdir.
Mistik Trans Platoncu aşk diyalektiği ile yakından bağlantılıdır. Bu trans hali aşk duygusunun tüm saflığıyla hissedildiği anlık ve nadir bir durumdur. Bundan önce ruhun bir hazırlığı ve - içsel düzenlemesi - gelir. Bu hazırlık - mevcut şeylerden yüz çevirmek - ve ruhu tüm biçimlerinden arıtmaktır. Ruh bu haldeyken ne iyi ne de kötü hiçbir şey bilmez haldedir. O zaman, tesadüfen, ani ve beklenmedik bir şekilde, tamamen öngürülemeyen ve iradeden bağımsız, günümüzde - bir varlık hissi - olarak adlandırdıkları şey meydana gelebilir. Plotinus başka bir yerde, bu varlık hissinden önce gelen ve bunu haber veren bir şoktan söz eder. Bu sözcük, bilincin önceki boşluk durumuyla şiddetli bir şekilde karşıtlık oluşturan bir durum tarafından istila edildiğini gösterir. İyi, bizzat aşk ile özdeş kabul edilir, mistik sevilen nesneye karışmak isteyen, dünyevi aşığın aradığı ideale ulaşmakla kalmaz, aynı zaman da İyi nin kendisi, sevgidir. O aynı anda sevilen nesne, sevgi ve öz sevgisiyle beraberdir. Kendini sever, saf aydınlığını sever, bizzat kendisi sevdiği şeydir. Bu mevcudiyette tamamen saf haliyle sevgi duygusunun kendisinden başka bir yoktur. Plotinos un tanımladığı duygusal ve akıl üstü mistik deneyim budur.
Emile BREHİER, Fransız Filozof, 1952
Yani Tanrı diyalektiği, dünyevi olanla kurucusu arasında trans da görünen aşk ın yansıdığı hal, ondan cinselliğin taç giymesi denir, tek başına bir deri, kemik kalırsın, can verme, ruhsallıkla bütünlüğünü kurar, zamanla çürüyecek olandan kurtulmanın deneyimini yaşar mistik, ve anlama yetisi olanlara duyurur, yeni de değildir, binlerce yıl öncesinden çıkar gelir, her yeni kuşak da hatırlatmasını yapar, aklı yatan da kendine ebediyette yer açar, başka tutumların yanısıra, şişkin benliklerin vay bana ha kültüründen, yani modern bakıştan üremez, asudeliğin, bir kipi olarak vardır, yani yeninin kurbanı olmak istemeyen, kendinde gerçekleştirdiği kadar ön alır sınavda. Bu kurucunun tekrar bozduğunu kurmasıdır, algısı açık, beyni işlek olanların, yapısal ortağıdır, gerisi de her zaman ki gibi onlara sözümüz hiç olmadı zaten, kendileri yapışıyor, çünkü, anlamış olan gereğini yerine getirendir, didişen değil, başka işimiz mi yok. Keyfinize bakın demiştik, nasıl anlıyorsanız. Kolay gelsin.
Unutmayalım yaradılmış bir şey olmasaydı, incelenecek de bir şey olmayacakdı, aklın dahil, yapay zeka diye sanki yoktan varolan bir şeymiş yanılsaması, varlığın uzantısı olarak, var, ne şekil alacağı da gene ona bağlı, varlık yoksa konuşacak, ne yapay ne de doğal zeka diye bir şey olmaz, zekan varsa tabii.
İnsan hayatına müthiş kolaylıklar getiren tekniğe zemin oluştururken, zaten çok da matah olmayan insan yapısını şehrin zor ve rekabetçi şartlarında gidere ağır tahrifata uğratan, zor dönemlerde giderek vahşete teslim eden bir eleme süreci, kendi koruyabilmenin geçmiş birikimlerimizde hala bir sigorta özelliği taşıdığını belirtmiştim, bu artık evrenin özelliği nedeniyle, kişisel bir kurtuluş reçetesi olmaya mahkum, koyu bir bilinçlilik talep eder, gündelik kargaşa da bu emeği verecek ve benimseyecek olan da giderek gündemden çıkar, onun için kendi kurguladığın cennet kendinle biter, günü gelince, önüne gerçek çıkar, sıkı asılma çağıdır aynı zamanda, o bile yavaştan pamuk ipliğine döner, herkesin şansı, sadece zihinlerinde aşılabilir, gerçeklik, yapabileceğinden iyice uzaklaşmıştır. Sadece kendinin olağanüstü işlevine dönüşür, işte sınavın koyulaştığı yer orası, kolay lokma zannedilen, koyu bilmezleniş de. Kısaca, acıklı.
İnce pırıltıların o ne saf hüneridir, bir seçilmez köpükte nice elmas eritir, nasıl bir sükun sanki peyda olur o demde, ve güneş uçurumun üstüne gelir durur, ebedi bir davanın saf marifeti budur, zaman kıvılcım, hülya bilmek olur alemde. Bir tek ahın içinde belli zaman mabedi, etrafımad denize bakışlarımın bendi, çıkarım o saf yere artık bütün bütüne, ve bütün tanrılara son adağım olarak, asude bir meneviş dağıtır kucak kucak, şahane bir istihkar irtifalar üstüne. Nasıl ağızda yemiş zevk olup da erirse, o yokluğunu nasıl lezzete çevirirse, varsın şekli mahvolsun, orda içime siner, benliğimin ilerde duman olacak özü, eriyen ruha söyler bir şarkıyla gökyüzü, nasıl değişmededir ulu sahiller. Bilir misin, yaprak ve dalların düzme tutsağı, o cılız parmaklıkları yiyen girinti, yumulu gözlerimi kamaştıran gizler, hangi ten çekmekte tembel sınırına beni, hangi tutkudur o kemikli toprağa sürükler, bir kıvılcam tende anar yitişlerimi.
Masum insan kalmadı artık, herkesin işi gücü fesat, yürek yas, tasa içinde, her sabah kalkar kalkmaz görüyoruz durumu, ama düzeltmek için çaba da yok, dün neyse, bugün de o, miskinlik sinmiş insanların yüzüne, kimse laf anlamıyor, anlayıp kızanlar bile dilini tutuyor, yoksullar zengin karşısında güçsüz, ne acıklı bunu görüp de haykırmamak, ama, anlamayanlara, dil dökmek daha acı, insan, sesini yükseltmeyegörsün, başlıyor gerçekleri bilmeyenlerin öfkesi, bugünlerde herkes sırf kendini dinliyor, kendinden başkasına inanan yok. Hiç, ilişki kalmadı gerçekle söz arasında.
Çev. Talat Sait HALMAN, Rahmetle,
Eski Mısırdan bir şiir, - 5000 yıl önce -, bugünle alakalı şeyler değil bunlar, geçmişte kalmış olgular, yoksa medeniyet varken konu bile olamaz.
Eğer ebedi kelamı içinde duymak istersen sen İlkin tedirginliğinden büsbütün kurtulmalısın sen. Tanrı ayrım gözetmez, herşey onun için eşit değerde, İyiden başkası değil, cehennemin, ölümün ve üzüntün, Kötü denen herşey , ey insan, senin içindedir bütün. Ey insan Tanrıya sadık kalsana, işte o zaman en büyük felaket bir cennet olur sana. Kimse bir şeye karşılıksız sahip değildir, ki varlığın bir bedel ödemeden gökülkesine girsin. Bir yalancı ışıktır kötü insan, bir yıldızdır iyi insan, biri kendiliğinden yanar, diğeri ışığını alır Tanrıdan. Kimseye vermez gökülkesini, çekmelisin onu yanına kendin, değilmi ki üşendin onu ele geçiremezsin.
Bağlantı kurulmaz, bağlantıyı kurar, cana düşen, nüveyi yetiştirmektir, bir gülü su verir gibi, tarayıcıda görünür olmak için, rehberi ondan ihmat etmemeli, iyi anlayarak. Her şeyin ölümü, ezberdir.
Mistik Trans Platoncu aşk diyalektiği ile yakından bağlantılıdır. Bu trans hali aşk duygusunun tüm saflığıyla hissedildiği anlık ve nadir bir durumdur. Bundan önce ruhun bir hazırlığı ve - içsel düzenlemesi - gelir. Bu hazırlık - mevcut şeylerden yüz çevirmek - ve ruhu tüm biçimlerinden arıtmaktır. Ruh bu haldeyken ne iyi ne de kötü hiçbir şey bilmez haldedir. O zaman, tesadüfen, ani ve beklenmedik bir şekilde, tamamen öngürülemeyen ve iradeden bağımsız, günümüzde - bir varlık hissi - olarak adlandırdıkları şey meydana gelebilir. Plotinus başka bir yerde, bu varlık hissinden önce gelen ve bunu haber veren bir şoktan söz eder. Bu sözcük, bilincin önceki boşluk durumuyla şiddetli bir şekilde karşıtlık oluşturan bir durum tarafından istila edildiğini gösterir. İyi, bizzat aşk ile özdeş kabul edilir, mistik sevilen nesneye karışmak isteyen, dünyevi aşığın aradığı ideale ulaşmakla kalmaz, aynı zaman da İyi nin kendisi, sevgidir. O aynı anda sevilen nesne, sevgi ve öz sevgisiyle beraberdir. Kendini sever, saf aydınlığını sever, bizzat kendisi sevdiği şeydir. Bu mevcudiyette tamamen saf haliyle sevgi duygusunun kendisinden başka bir yoktur. Plotinos un tanımladığı duygusal ve akıl üstü mistik deneyim budur.
Emile BREHİER, Fransız Filozof, 1952
Yani Tanrı diyalektiği, dünyevi olanla kurucusu arasında trans da görünen aşk ın yansıdığı hal, ondan cinselliğin taç giymesi denir, tek başına bir deri, kemik kalırsın, can verme, ruhsallıkla bütünlüğünü kurar, zamanla çürüyecek olandan kurtulmanın deneyimini yaşar mistik, ve anlama yetisi olanlara duyurur, yeni de değildir, binlerce yıl öncesinden çıkar gelir, her yeni kuşak da hatırlatmasını yapar, aklı yatan da kendine ebediyette yer açar, başka tutumların yanısıra, şişkin benliklerin vay bana ha kültüründen, yani modern bakıştan üremez, asudeliğin, bir kipi olarak vardır, yani yeninin kurbanı olmak istemeyen, kendinde gerçekleştirdiği kadar ön alır sınavda. Bu kurucunun tekrar bozduğunu kurmasıdır, algısı açık, beyni işlek olanların, yapısal ortağıdır, gerisi de her zaman ki gibi onlara sözümüz hiç olmadı zaten, kendileri yapışıyor, çünkü, anlamış olan gereğini yerine getirendir, didişen değil, başka işimiz mi yok. Keyfinize bakın demiştik, nasıl anlıyorsanız. Kolay gelsin.
Unutmayalım yaradılmış bir şey olmasaydı, incelenecek de bir şey olmayacakdı, aklın dahil, yapay zeka diye sanki yoktan varolan bir şeymiş yanılsaması, varlığın uzantısı olarak, var, ne şekil alacağı da gene ona bağlı, varlık yoksa konuşacak, ne yapay ne de doğal zeka diye bir şey olmaz, zekan varsa tabii.
İnsan hayatına müthiş kolaylıklar getiren tekniğe zemin oluştururken, zaten çok da matah olmayan insan yapısını şehrin zor ve rekabetçi şartlarında gidere ağır tahrifata uğratan, zor dönemlerde giderek vahşete teslim eden bir eleme süreci, kendi koruyabilmenin geçmiş birikimlerimizde hala bir sigorta özelliği taşıdığını belirtmiştim, bu artık evrenin özelliği nedeniyle, kişisel bir kurtuluş reçetesi olmaya mahkum, koyu bir bilinçlilik talep eder, gündelik kargaşa da bu emeği verecek ve benimseyecek olan da giderek gündemden çıkar, onun için kendi kurguladığın cennet kendinle biter, günü gelince, önüne gerçek çıkar, sıkı asılma çağıdır aynı zamanda, o bile yavaştan pamuk ipliğine döner, herkesin şansı, sadece zihinlerinde aşılabilir, gerçeklik, yapabileceğinden iyice uzaklaşmıştır. Sadece kendinin olağanüstü işlevine dönüşür, işte sınavın koyulaştığı yer orası, kolay lokma zannedilen, koyu bilmezleniş de. Kısaca, acıklı.
İnce pırıltıların o ne saf hüneridir, bir seçilmez köpükte nice elmas eritir,
nasıl bir sükun sanki peyda olur o demde, ve güneş uçurumun üstüne gelir
durur, ebedi bir davanın saf marifeti budur, zaman kıvılcım, hülya bilmek olur
alemde. Bir tek ahın içinde belli zaman mabedi, etrafımad denize bakışlarımın
bendi, çıkarım o saf yere artık bütün bütüne, ve bütün tanrılara son adağım olarak,
asude bir meneviş dağıtır kucak kucak, şahane bir istihkar irtifalar üstüne. Nasıl
ağızda yemiş zevk olup da erirse, o yokluğunu nasıl lezzete çevirirse, varsın şekli
mahvolsun, orda içime siner, benliğimin ilerde duman olacak özü, eriyen ruha söyler
bir şarkıyla gökyüzü, nasıl değişmededir ulu sahiller. Bilir misin, yaprak ve dalların
düzme tutsağı, o cılız parmaklıkları yiyen girinti, yumulu gözlerimi kamaştıran gizler,
hangi ten çekmekte tembel sınırına beni, hangi tutkudur o kemikli toprağa sürükler,
bir kıvılcam tende anar yitişlerimi.
Paul VALERY, Fransız DAHİ ŞAİR,
Çev. Sabri Esat SİYAVUŞGİL
Senle başlayıp, biter.
Dağılıp giden bir tüyü havada tutan hava.
Masum insan kalmadı artık, herkesin işi gücü fesat,
yürek yas, tasa içinde, her sabah kalkar kalkmaz
görüyoruz durumu, ama düzeltmek için çaba da yok,
dün neyse, bugün de o, miskinlik sinmiş insanların
yüzüne, kimse laf anlamıyor, anlayıp kızanlar bile
dilini tutuyor, yoksullar zengin karşısında güçsüz,
ne acıklı bunu görüp de haykırmamak, ama, anlamayanlara,
dil dökmek daha acı, insan, sesini yükseltmeyegörsün,
başlıyor gerçekleri bilmeyenlerin öfkesi, bugünlerde herkes
sırf kendini dinliyor, kendinden başkasına inanan yok. Hiç,
ilişki kalmadı gerçekle söz arasında.
Çev. Talat Sait HALMAN, Rahmetle,
Eski Mısırdan bir şiir, - 5000 yıl önce -, bugünle alakalı şeyler değil bunlar, geçmişte kalmış olgular, yoksa medeniyet varken konu bile olamaz.
Bilgi ardında yükseliş aramak, ulaşılmaz hayal imiş ancak,
Aşk imiş her ne varsa alemde, bilgi boş bir masal imiş ancak.
Fuzuli, 16. Yüzyıl.
Eğer ebedi kelamı içinde duymak istersen sen
İlkin tedirginliğinden büsbütün kurtulmalısın sen.
Tanrı ayrım gözetmez, herşey onun için eşit değerde,
İyiden başkası değil, cehennemin, ölümün ve üzüntün,
Kötü denen herşey , ey insan, senin içindedir bütün.
Ey insan Tanrıya sadık kalsana, işte o zaman en büyük
felaket bir cennet olur sana. Kimse bir şeye karşılıksız
sahip değildir, ki varlığın bir bedel ödemeden gökülkesine
girsin. Bir yalancı ışıktır kötü insan, bir yıldızdır iyi insan,
biri kendiliğinden yanar, diğeri ışığını alır Tanrıdan. Kimseye
vermez gökülkesini, çekmelisin onu yanına kendin, değilmi ki
üşendin onu ele geçiremezsin.
Angelus SILESIUS, Alman Mistik Şair, 1677