Geceleri uyanır, yoktan sevda yaparım, Gemilerle her gece ben çok uzaklardan dönerim, Benim adım ebruli, biraz gerçek biraz rüya, yalanını sevsinler, aşksız dönmüyor dünya.
Dudaklarımda şarap gibi şırıldayan bir gönül lafı, Elimde dervişlerin yeşil kaplı mushafı. Yeşil - mavi - kırmızı şiirler kaplar her tarafı, Şiirler, şiirler okurum varmak için. Şiirler ki oranın birer silik fotoğrafı.
DAĞLARCA,
Evet, Dağlarca daha 25 yaşında Allahın tarayıcısında göründü, herkes için bu fırsat eşit, anladığın ve yaptığın kadarsın onun için, sende davranışla, dünyada en yüksek konumda gördüğün mevkiye fark atarsın, her şey ne yaptığına bağlı, seyredersen o da seni seyreder ibretle. Bu davranış rehberi, üstüne yatarsan, orda kalırsın, kimse de kaldıramaz.
Göklerin karanlığında bütün yolculuğum, en büyük, en güzel, en uzak bir yıldız sanki ruhum. Rüyadaki güller gibi, rüyaca yaşıyorum. Sevmek ve ağlamak ve yok olmak arasında.
Kötü olduğu için insanın bir hikayesi vardır, yoksa zaten burası da cennet olurdu, halbuki burası bir geçiş, hakediş ve eleme odağı, biricikliğiyle, bunu ulaşılmaz mesafeler nedeniyle anlayabiliyoruz, insanın direnci ölçülürken, aynı zamanda nerde gerçeği ve doğruyu terkeder, nerde bundan kopmaz bir ayrılık gösterir test edilir, ve bozuk doğasındaki soluk bırakılmış ışığı nasıl kendi eliyle açığa çıkarmayı başarır, Kafkanın insanının son deminde infaz edilirken uzaktan sızan soluk ışığı umutlaştırması gibi, o ışığa yürüyüştür dünya, bütün başarısı da odur insanın, yoksa dünyadaki toplumsal rollerimiz belirlemez bunu, dünyaya karşı tutumumuz belirler, kendi bulunduğumuz konuma saplanıp kalırsak, bunu göremeyiz, konumumuzun üstüne çıkarak olur bu, din bunu temin ederken işimizi kolaylaştırır, bunu kendi başımıza başaramayız boşluk sarar ve yutar, halbuki ordaki umut, sarıp sarmalarken, yükseltir de, bu güven bizi daha sağlam basan birey yapar, boşluğun övülmesidir kuru bir hümanizm, ve kötülük yapanın ayrıcalığı yoktur dinde, hümanizm insanı anlatmaz, sadece boşluğa güzelleme yapar ki, yersiz ve mesnetsizdir, bilerek yapılanın affedilecek yanı yoktur, insanda varolmayan bir yücelikten dem vurur, bir yanılsama olarak da havada kalır, hiçbir şeyi de çözmez, din, kötülük yapılmadan önce yapılabileceklerin ölçülürini koyar, gene de kendini güvenceye alamamış olan da artık hoşgörülmez, ondan bir süzmelik abidesi olarak hiçbir iş görmemiştir, kötülük azalacağına artmıştır, mesela, Hollanda da suç oranlarının düşüklüğü örnek gösterilir ama, heryerde uyuşturucuya muhtaç olmuş insana, yapılan kötülük konuşulmaz, ya da limanlarından dünyanın arıza bölgelerine yapılan silah sevkiyatıyla elde edilenin refaha yaptığı katkıyla şişen benliklerin, sonra uyuşturucuyla aynı kötülüğe maruz kaldıkları, karşılık bir bedel ödetme gibi seyreder, ve taraflar bunu hakettikleri için yaşanır bu, oysa Kuranda ne uyuşturucu ihtiyacı duyulur ne de silah, sadece nizamı temin, adaleti tesis, mutluluğu engelleyeni engellemek için vardır silah, başka durumlarda suçtur, ve cezası bitmez tükenmez, ondan cihad kendi sınavında seni sınıfta bırakan doğana karşı kullanılır, ya da başka ülkelerin tecavüzü söz konusu olursa, nefsi müdafaa için, geçmiş yüzyıllarda iletişimin yetersiz olduğu dönemlerde Allahın adaletini duyurmak, aynı mutluluğu insanlara yaşatmak için fetihde, emperyalin hep bana anlayışına benzeyen bir yanı yoktur, ve ihlalinde ağır cezalandıran ebediyet kadar dünyevi adalete yansıması da bunu gözetir sıkı bir şekilde, insan elinde tahrifatı anlayışı yönetenlerden değil, daha çok yerel unsurlardaki yetersizlerine dayalı tutumlardan kaynaklıdır, bu kadarı bile istismarın vazgeçilmez olduğu dünyada ne kadar çok işlevi olduğunu gösterir, bugünün dünyasındaki modern kavramlar ilaç olabilseydi, daha yetmiş, seksen sene önce tarihin en büyük vahşetleri yaşanmazdı, bu potansiyel hep var medeniyet çünkü dışarıda değildir, ya yüreğimizededir, ya da hiçbir yerde, önce onu eğiten dinden uzaklaşmak, ve dahası, doğru anlayarak - anlayasınız diye gönederdik - KURAN - bizi burda ve orda bir imkan denizinden mahrum bırakmaktır, yalnız kalmış insanı da çaresizliğe itmek, ondan dinin özü olan saf şiir, doğrudanlığı ve vesilesiyle, bir sığınma değil, sığınmadığı için şiirdir, yani kendini tahkim etmişin, hakkını teslim eder, her güçlükte pes edenin ki, ağlaşmaktır, şiir vasfını kaybeder, şiir kendi öğretir, maruz kaldım yazarı, sadece sızlanır, kimseye de yararı olmaz, çünkü güç vereceğine, elindekini de alır, şiire yakışmaz, şiir de ona.
Estetikte an ı, bozamazsın, o bir bütünlük olarak ya vardır, ya da yoktur. İsteyen kendi yoluna gitsin de, matematik kendi denkleminden vazgeçmez, sonuçta kesinlikte, önemli bir güvence ki, onda bile muğlaklık var, o da zaten içine çekmek için. Bu psişenin vazgeçilmezi olarak, öyle olmaklığını sensiz de sürdürür çünkü.
Estetik temaşa gibi ahlaki yükselme de aynı nedenlerden ötürü bizi akla götürür. En yüksek anlamda erdemler, pratik eylemlerden değil de - arınmalardan - ibaret olanlar, ruhtadır. Aklın doğasında var olan özelliklerin taklitleridir. Akılda kendiliğinden bir adalet vardır ki ruhta ki ve şehirdeki adalet bizi ona doğru yükseltir. - Adalet, her varlığın kendi işlevini yerine getirmesinden ibarettir - Hakikatinde adalet, kendiliğinde adalet, aynı kısımları olmayan bu varlığın kendisiyle olan ilişkisindedir.
Emile BREHIER, Fransız Filozof, 1952
Yani estetik, adalet ve onların tamamlayıcısı ahlak, yüce aklın yansıması varlık aklında içkindir, ve beraberce butünlüğü kurarlar, birinin eksikliği yaşamı sakatlar, önce kendinde gerçekleştirmen gerekenin temel ayakları olarak, bu kavramlar ruhunun diyalog haznesinde kendi aralarında mutabık kaldığı kadar sensin, o da senin olman, ve önünü açmanla ortak bir yapıdır. Ve bunlar kesintisizlikteki yerini sağlamlaştırmak için merdivenin basamaklarıdır, işte KURAN da bunun ana hatlarının belirleyen metindir, içeriğiyle aklın arasındaki ortaklaşan ögeler, yaşam rehberi olmadan, olaylar örgüsünde, kaynayıp gitmende kuvvetle muhtemel, ondan sağlam yere demirlemek, fırtınalarda bir liman ve güvence oluşturur. Estetik tek başına tam anlaşılmaz bütünlük içindeki yerini doğru belirleyince katkı sağlar, en önemli ve çarpıcı olanı da varlığı doyuran beğeniyi, kendinde üretir ve tekrar talep varlığına ihtiyacını armağan eder, eğer dikkatli olunmazsa kayıp önce farkında olmadan, ruhta, ve sonra fiziki yapıda nüksetmeye başlar, sağlıkta tasarrufta cebi korur, hele şu kısıtlı ekonomide. Kolay gelsin.
Hayat bir gündür o da bugündür, üşenme, erteleme, nasıl yaşamayı seviyorsan, nasıl iyi hissediyorsan. Aslolan iyi hissetmek, ve hissettirmek.
Tarihin çıkmaz sokağı, bir de kötü niyet ekle, tadından yenmez, hayat da oyununu tam da orda oynar, yani sepet havası, gayretsiz olmuyor dünya.
Geceleri uyanır, yoktan sevda yaparım,
Gemilerle her gece ben çok uzaklardan dönerim,
Benim adım ebruli, biraz gerçek biraz rüya,
yalanını sevsinler, aşksız dönmüyor dünya.
Bir Ezginin Günlüğü Klasiği.
Dudaklarımda şarap gibi şırıldayan bir gönül lafı,
Elimde dervişlerin yeşil kaplı mushafı.
Yeşil - mavi - kırmızı şiirler kaplar her tarafı,
Şiirler, şiirler okurum varmak için.
Şiirler ki oranın birer silik fotoğrafı.
DAĞLARCA,
Evet, Dağlarca daha 25 yaşında Allahın tarayıcısında göründü, herkes için bu fırsat eşit, anladığın ve yaptığın kadarsın onun için, sende davranışla, dünyada en yüksek konumda gördüğün mevkiye fark atarsın, her şey ne yaptığına bağlı, seyredersen o da seni seyreder ibretle. Bu davranış rehberi, üstüne yatarsan, orda kalırsın, kimse de kaldıramaz.
Göklerin karanlığında bütün yolculuğum, en büyük, en güzel,
en uzak bir yıldız sanki ruhum. Rüyadaki güller gibi, rüyaca yaşıyorum.
Sevmek ve ağlamak ve yok olmak arasında.
Dağlarca.
Kötü olduğu için insanın bir hikayesi vardır, yoksa zaten burası da cennet olurdu, halbuki burası bir geçiş, hakediş ve eleme odağı, biricikliğiyle, bunu ulaşılmaz mesafeler nedeniyle anlayabiliyoruz, insanın direnci ölçülürken, aynı zamanda nerde gerçeği ve doğruyu terkeder, nerde bundan kopmaz bir ayrılık gösterir test edilir, ve bozuk doğasındaki soluk bırakılmış ışığı nasıl kendi eliyle açığa çıkarmayı başarır, Kafkanın insanının son deminde infaz edilirken uzaktan sızan soluk ışığı umutlaştırması gibi, o ışığa yürüyüştür dünya, bütün başarısı da odur insanın, yoksa dünyadaki toplumsal rollerimiz belirlemez bunu, dünyaya karşı tutumumuz belirler, kendi bulunduğumuz konuma saplanıp kalırsak, bunu göremeyiz, konumumuzun üstüne çıkarak olur bu, din bunu temin ederken işimizi kolaylaştırır, bunu kendi başımıza başaramayız boşluk sarar ve yutar, halbuki ordaki umut, sarıp sarmalarken, yükseltir de, bu güven bizi daha sağlam basan birey yapar, boşluğun övülmesidir kuru bir hümanizm, ve kötülük yapanın ayrıcalığı yoktur dinde, hümanizm insanı anlatmaz, sadece boşluğa güzelleme yapar ki, yersiz ve mesnetsizdir, bilerek yapılanın affedilecek yanı yoktur, insanda varolmayan bir yücelikten dem vurur, bir yanılsama olarak da havada kalır, hiçbir şeyi de çözmez, din, kötülük yapılmadan önce yapılabileceklerin ölçülürini koyar, gene de kendini güvenceye alamamış olan da artık hoşgörülmez, ondan bir süzmelik abidesi olarak hiçbir iş görmemiştir, kötülük azalacağına artmıştır, mesela, Hollanda da suç oranlarının düşüklüğü örnek gösterilir ama, heryerde uyuşturucuya muhtaç olmuş insana, yapılan kötülük konuşulmaz, ya da limanlarından dünyanın arıza bölgelerine yapılan silah sevkiyatıyla elde edilenin refaha yaptığı katkıyla şişen benliklerin, sonra uyuşturucuyla aynı kötülüğe maruz kaldıkları, karşılık bir bedel ödetme gibi seyreder, ve taraflar bunu hakettikleri için yaşanır bu, oysa Kuranda ne uyuşturucu ihtiyacı duyulur ne de silah, sadece nizamı temin, adaleti tesis, mutluluğu engelleyeni engellemek için vardır silah, başka durumlarda suçtur, ve cezası bitmez tükenmez, ondan cihad kendi sınavında seni sınıfta bırakan doğana karşı kullanılır, ya da başka ülkelerin tecavüzü söz konusu olursa, nefsi müdafaa için, geçmiş yüzyıllarda iletişimin yetersiz olduğu dönemlerde Allahın adaletini duyurmak, aynı mutluluğu insanlara yaşatmak için fetihde, emperyalin hep bana anlayışına benzeyen bir yanı yoktur, ve ihlalinde ağır cezalandıran ebediyet kadar dünyevi adalete yansıması da bunu gözetir sıkı bir şekilde, insan elinde tahrifatı anlayışı yönetenlerden değil, daha çok yerel unsurlardaki yetersizlerine dayalı tutumlardan kaynaklıdır, bu kadarı bile istismarın vazgeçilmez olduğu dünyada ne kadar çok işlevi olduğunu gösterir, bugünün dünyasındaki modern kavramlar ilaç olabilseydi, daha yetmiş, seksen sene önce tarihin en büyük vahşetleri yaşanmazdı, bu potansiyel hep var medeniyet çünkü dışarıda değildir, ya yüreğimizededir, ya da hiçbir yerde, önce onu eğiten dinden uzaklaşmak, ve dahası, doğru anlayarak - anlayasınız diye gönederdik - KURAN - bizi burda ve orda bir imkan denizinden mahrum bırakmaktır, yalnız kalmış insanı da çaresizliğe itmek, ondan dinin özü olan saf şiir, doğrudanlığı ve vesilesiyle, bir sığınma değil, sığınmadığı için şiirdir, yani kendini tahkim etmişin, hakkını teslim eder, her güçlükte pes edenin ki, ağlaşmaktır, şiir vasfını kaybeder, şiir kendi öğretir, maruz kaldım yazarı, sadece sızlanır, kimseye de yararı olmaz, çünkü güç vereceğine, elindekini de alır, şiire yakışmaz, şiir de ona.
Estetikte an ı, bozamazsın, o bir bütünlük olarak ya vardır, ya da yoktur. İsteyen kendi yoluna gitsin de, matematik kendi denkleminden vazgeçmez, sonuçta kesinlikte, önemli bir güvence ki, onda bile muğlaklık var, o da zaten içine çekmek için. Bu psişenin vazgeçilmezi olarak, öyle olmaklığını sensiz de sürdürür çünkü.
Estetik temaşa gibi ahlaki yükselme de aynı nedenlerden ötürü bizi akla götürür. En yüksek anlamda erdemler, pratik eylemlerden değil de - arınmalardan - ibaret olanlar, ruhtadır. Aklın doğasında var olan özelliklerin taklitleridir. Akılda kendiliğinden bir adalet vardır ki ruhta ki ve şehirdeki adalet bizi ona doğru yükseltir. - Adalet, her varlığın kendi işlevini yerine getirmesinden ibarettir - Hakikatinde adalet, kendiliğinde adalet, aynı kısımları olmayan bu varlığın kendisiyle olan ilişkisindedir.
Emile BREHIER, Fransız Filozof, 1952
Yani estetik, adalet ve onların tamamlayıcısı ahlak, yüce aklın yansıması varlık aklında içkindir, ve beraberce butünlüğü kurarlar, birinin eksikliği yaşamı sakatlar, önce kendinde gerçekleştirmen gerekenin temel ayakları olarak, bu kavramlar ruhunun diyalog haznesinde kendi aralarında mutabık kaldığı kadar sensin, o da senin olman, ve önünü açmanla ortak bir yapıdır. Ve bunlar kesintisizlikteki yerini sağlamlaştırmak için merdivenin basamaklarıdır, işte KURAN da bunun ana hatlarının belirleyen metindir, içeriğiyle aklın arasındaki ortaklaşan ögeler, yaşam rehberi olmadan, olaylar örgüsünde, kaynayıp gitmende kuvvetle muhtemel, ondan sağlam yere demirlemek, fırtınalarda bir liman ve güvence oluşturur. Estetik tek başına tam anlaşılmaz bütünlük içindeki yerini doğru belirleyince katkı sağlar, en önemli ve çarpıcı olanı da varlığı doyuran beğeniyi, kendinde üretir ve tekrar talep varlığına ihtiyacını armağan eder, eğer dikkatli olunmazsa kayıp önce farkında olmadan, ruhta, ve sonra fiziki yapıda nüksetmeye başlar, sağlıkta tasarrufta cebi korur, hele şu kısıtlı ekonomide. Kolay gelsin.
Çevre ve kendi yapılandırması olmadan, açıklamaz.
Her gördüğünü, gördüm zanneder, görür.