Yazarlığını Margaret Mitchell ‘in yaptığı ‘’ Rüzgar Gibi Geçti ‘’ romanının basımı, yayınevleri tarafından , kimsenin Amerikan İç Savaşı'nı anlatan bir romanı okumak istemeyeceği gerekçesiyle tam 38 kez reddedilmiştir. Ama kitap, 1936 yılında basıldıktan sonra eşine az rastlanır bir ilgi görmüştür. 1937 de Pulitzer Ödülü aldı.. Dünya genelinde 30 milyondan fazla basıldı ve yayınlandığı ilk yıl içinde 1,5 milyon kopya satttı. Çevrilen filmi 1940 yılında tam 10 dalda Oscar ödülü kazandı
biz o geminin yüzerken, arkasında bıraktığı izi sevdik. kıyıya kadar ulaşan köpüklü dalgalarını sevdik. biz '' geleceksin'' diye umutla beklemeyi sevdik, mevzu gemi değil ki :)
İnsan hayatını açıklayan güzel sözlerdendir, zira ömür de aslında su üstüne yazılmış bir yazı gibidir.. Yaşananlar , dünyevi hırslar, tatminsiz egolar, mutluluklar, hüzünler….. Hepsi suya yazılan yazı hükmündedir. Bir anda varken , bir anda yok olurlar.. Ancak nesilden nesile devredilecek bir eser bırakanlar , zamanın yıkıcı akışına karşı baki kalacak bir şerh düşmüş olanlardır..
Ne yani başka alternatif mi var ? İsteyerek ya da istemeyerek elimiz mahkum seveceğiz. E gelecekte Ay’da hayat, Mars’da toprakk… Venüs’te yaprak…… Geçiniz efendim geçiniz. Gelecek ne zaman gelecek ki, Gün, bugünkü gün…
İnsan bazen ne yaşadığını değil, o anı kiminle ve '' hangi kalple '' paylaştığını hatırlar. asıl bakî kalan, anının kendisi değil, bıraktığı hissiyattır :)
özünde, insani bir duygu ve dozunda tutmak şartıyla olmalıdır da.. ancak ipin ucu kaçarsa ,zihne sığdıramadığımız, göğsümüzün ortasında bir ağırlık olarak hissettiğimiz o duygunun esiri olmak, insanın kendi özünden uzaklaştığı o karanlık eşik haline gelir. mantık ,anlamı da yoktur dese de o canavar , varlığıyla insanı kemirmeye yeter.
Yazarlığını Margaret Mitchell ‘in yaptığı ‘’ Rüzgar Gibi Geçti ‘’ romanının basımı,
yayınevleri tarafından , kimsenin Amerikan İç Savaşı'nı anlatan bir romanı okumak istemeyeceği
gerekçesiyle tam 38 kez reddedilmiştir.
Ama kitap, 1936 yılında basıldıktan sonra eşine az rastlanır bir ilgi görmüştür.
1937 de Pulitzer Ödülü aldı..
Dünya genelinde 30 milyondan fazla basıldı ve yayınlandığı ilk yıl içinde 1,5 milyon kopya satttı.
Çevrilen filmi 1940 yılında tam 10 dalda Oscar ödülü kazandı
biz o geminin yüzerken, arkasında bıraktığı izi sevdik.
kıyıya kadar ulaşan köpüklü dalgalarını sevdik.
biz '' geleceksin'' diye umutla beklemeyi sevdik,
mevzu gemi değil ki :)
İnsan hayatını açıklayan güzel sözlerdendir, zira ömür de aslında su üstüne yazılmış bir yazı gibidir..
Yaşananlar , dünyevi hırslar, tatminsiz egolar, mutluluklar, hüzünler…..
Hepsi suya yazılan yazı hükmündedir. Bir anda varken , bir anda yok olurlar..
Ancak nesilden nesile devredilecek bir eser bırakanlar ,
zamanın yıkıcı akışına karşı baki kalacak bir şerh düşmüş olanlardır..
Ne yani başka alternatif mi var ?
İsteyerek ya da istemeyerek elimiz mahkum seveceğiz.
E gelecekte Ay’da hayat,
Mars’da toprakk… Venüs’te yaprak……
Geçiniz efendim geçiniz. Gelecek ne zaman gelecek ki,
Gün, bugünkü gün…
İnsan bazen ne yaşadığını değil,
o anı kiminle ve '' hangi kalple '' paylaştığını hatırlar.
asıl bakî kalan, anının kendisi değil, bıraktığı hissiyattır :)
uçmak gerek..
yürümekle bitecek gibi değil...
insan..
tercihleri..
sonuçları..
sel bitse de kumu kalır derede :)
özünde, insani bir duygu ve dozunda tutmak şartıyla olmalıdır da..
ancak ipin ucu kaçarsa ,zihne sığdıramadığımız, göğsümüzün ortasında bir ağırlık olarak hissettiğimiz
o duygunun esiri olmak, insanın kendi özünden uzaklaştığı o karanlık eşik haline gelir.
mantık ,anlamı da yoktur dese de o canavar , varlığıyla insanı kemirmeye yeter.
1 gün de olsa,
sadece yaşamak yetmez, dedi kelebek...
gün ışığı, özgürlük ve küçük bir çiçek de gerek :)
bazen o 'AN' çok özeldir, güzeldir..
asla unutulmaz sonsuzdur...
akla ve kalbe kazınmış izdir...
AN-ımsandıkça bile tebessüme sebeptir P